"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Alıntı: Karen Marie Moning - Rüya Ateşi (Fever #4)

Şubat 17, 2014
rüya ateşi

rüya ateşi
Tür: Paranormal, Fantastik, Urban Fantasy
Goodreads Puanı: 4.47
Orijinal Adı: Dreamfever
Sayfa Sayısı: 434
Baskı Yılı: 2013
Çeviri: Barbaros Bostan
Yayınevi: Artemis Yayınları


Geçmişimi çalmış olabilirler.

Ama geleceğimi elimden almalarına

ASLA İzin vermeyeceğim. 

İnsan ve Peri dünyaları arasındaki duvarlar yıkılmıştı. Doymak bilmez, ölümsüz Unseelieler buzdan hapishanelerinden kurtulduğunda, MacKayla Lane ölümcül bir tuzağa düşecekti. Peri Efendisi tarafından esir tutulan MacKayla'nın, kim ya da ne olduğuna dair her şey, zihninden silinmişti. Oysa Mac, Sidhe-kahinlerini görebilen tek kişiydi ve iki dünyayı da kontrol edecek anahtarı elinde tutan gizemli kara büyü kitabının izini sürebilecek tek canlı da oydu...

Hafızasını geri kazanmak, yalnızca ilk adımdı. Mac, Dublin'in mücadele dolu sokaklarında savaşıp eski, gizli bir tarikatın tehlikeli ağına düşecekti. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı peri dünyasında, dostu olduğunu iddia edenlerin karmaşık yalanlarıyla mücadele edecekti. Mac, her şeyini kaybettiğini düşünüyordu ama onu sarsacak bir gerçekle yüzleştiğinde, aslında oyunun daha yeni başladığını anlayacaktı.

Kendine bile güvenmezken kime güvenebilirsin ki?


Başımı omzunun boynuyla buluştuğu yerdeki oyuğa koyuyorum. Hala sakiniz. Kollarını bana doluyor. Güçlü, güvenli ve kendinden emin. “Onu özlüyorum,” diyorum. “Onsuz nasıl yaşayacağımı bilmiyorum, içimde hiçbir şeyin dolduramadığı bir boşluk var.” İçimde bu boşluğun dışında bir şey daha var. O kadar kötü bir şey ki onu görmek istemiyorum. Tedbirliyim. Artık daha fazla hissetmek istemiyorum. Acı yok, kayıp yok, başarısızlık yok. Sadece siyah ve kırmızı. Ölüm, sessizlik, şehvet ve güç. Bunlar bana huzur veriyor.

“Anlıyorum.”

Geri çekilip yüzüne bakıyorum. Gözleri gölgelerin içinde. Bu gölgeleri biliyorum. Anlıyor. “O zaman beni neden zorluyorsun?”

“Çünkü içindeki boşluğu dolduracak bir şey bulmazsan Mac, başka biri bulur. Ve orayı bir başkası doldurursa sana sahip olur. Sonsuza kadar. Bir daha asla kendin olamazsın.”


“Bana nasıl baktığının farkında mısın? Lanet olsun. Bunu neden yaptıklarını anlıyorum.”

“Neyi neden yaptıklarını?”

“Periler. Onların kadınları neden pri-yaya dönüştürdüklerini...”


Beni şaşırtıyor. Duymayı sevmediğim kelimelerle üzerime gelmiyor. Bana bağırmıyor. Bana Mac demiyor ya da konuşmam için ısrar etmiyor.
Hatta konuşmak için ağzımı açtığımda beni öpüyor.
Beni diliyle susturuyor.
Beni öyle öpüyor ki ne nefes alabiliyorum ne konuşabiliyorum. Zaten artık nefes almak umurumda değil. Bir an için onun bir yaratık değil bir adam olduğunu unutuyorum. Zihnimde beni rahatsız eden görüntüler sonunda şehvetimizle kül oluyor ve kayboluyor.


“Beni bırakma.” Yatakta çırpınıyorum.

“Bırakmıyorum, Mac.”

O zaman rüya gördüğümü anlıyorum çünkü rüyalar aykırıdır ve ağzından çıkan kelimeler de kesinlikle öyle: 
“Sen beni bırakıyorsun, Gökkuşağı Kız.”



“Mac, bu odadan çıkmak zorundayız. Dışarısı çok kötü. Aylar oldu. Geri dönmene ihtiyacım var.”

“Ben buradayım.”

“O..." Sesi kesiliyor, burnundan soluyor ve çenesinde bir kas seğiriyor. "Kilisede ne oldu?”

Sanki kilisede neler olduğunu öğrenmek konusunda o da benim kadar isteksiz, ikimiz de aynı fikirdeysek neden ısrar ediyor?

“Bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyorum,” diyorum.

“Kilise, Mac. Unseelie prensleri. Hatırladın mı?”

“Bu kelimeleri bilmiyorum.”

“Sana tecavüz ettiler.”

“O kelimeyi de bilmiyorum!” Ellerimi yumruk yapıyorum, tırnaklarım etime batıyor.

“İradeni aldılar. Gücünü aldılar. Seni çaresiz bıraktılar. Kayıp. Yalnız. İçten içe öldün.”

“Orada olman gerekirdi!” diye hırlıyorum. Ama sebebini bilmiyorum. Ben hiç kiliseye gitmedim. Vahşice titriyorum. Sanırım patlayacağım.

Önümde dizleri üzerine çöküyor ve omuzlarımı tutuyor. “Orada olmalıydım, biliyorum!” diyor. “Sence o gece olanları kaç kez düşünmüşümdür?”


“Bunu yapabilirsin, Mac. Buradayım. Artık güvendesin. Hatırlayabilirsin. Sana bir daha asla zarar veremezler.”


“Konuşmadan konuşmaktan vazgeç. Ağzın var, onu kullan.” Sözsüz iletişimde rahatsız edici bir mahremiyet vardı.

“Birkaç gün öncesine kadar ağzımı kullanıyordum. Sen de öyle.”



“O şeylerden birinin içine girecek cesaretin var mı ki?” 

 “Bahse var mısın?” diye sordum soğuk bir sesle.

 “Her şeyi seviştiğin gibi yapıyorsan hiç şaşırmam.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP