"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Tüylü Bir Şeydir Şu Yas - Max Porter

Temmuz 21, 2017 Hiç yorum yok:
Bir yas, bu kadar güzel bu kadar derin ve insanı etkileyecek şekilde anlatılabilirdi anca. Çok güzeldi çok! Diyeceğim tek şey: mutlaka okuyun!

Çocukların annesini, babanın eşini kaybedişini anlatıyor bize. Özlemlerini, hatırlamak için neler yaptıklarını, hislerini... Cenazeden sonra, evden elini eteğini çeken komşuların da gidişinden sonra son kez çalıyor kapıları. Baba kapıyı açtığında dev bir karga görüyor. Kocaman. Tüylü. Kanatları arasına alıyor babayı. Kucağına yatırıyor. Çok güzel anlatmıyor mu "yas"ı?! Geride kalanların yas süreci, kalabalık dağıldıktan sonra başlar. Tek başına kaldığında. O zaman boğar seni. Her yerine nüfuz eder. Aldığın nefes de yastır kapattığın gözlerinde önüne gelenler de... Karga metaforu da inceden inceden işlenmiş. İlk karşılaşmalarında babayı kucağına alacak kadar büyüktü karga. Bir ara fark ettirmeden omzuna konacak kadar küçüldü. Sonra ise ayrılık vakti geldiğinde karga çoktan gitmişti.
Ben çok sevdim. Çok! Başta da dediğim gibi mutlaka okuyun. Eminim ki sizler de seveceksiniz.

Kaderime boyun eğerek ve karımın ölmemiş olduğunu dileyerek arkama yaslandım. Koridorumda, devasa bir kuşun kucağında korku içinde yatmıyor olmayı diledim. Hayatımın en büyük trajedisi vuku bulurken aklımın buna takılmamış olmasını diledim. Gerçeklere dayanan özlemlerdi bunlar. Acıklı ve harikaydı. Zihnimde bir şeyler açıklığa kavuştu.
Merhaba Karga, dedim. Nihayet tanıştığımıza memnun oldum.

Max Porter, Tüylü Bir Şeydir Şu Yas adlı ilk kitabı ile dünya çapında edebiyat çevrelerinin ilgisini çekmiş; Uluslararası Dylan Thomas Prize Ödülü başta olmak üzere birçok edebiyat ödülünü kazanmıştır.

"İnanılmaz ve unutulmaz."
-The Times-

"Daha önce hiç böyle bir şey okumadım."
-Guardian Yılın Kitabı Ödülü-

"Bu yılın en hoş sürprizlerinden biri."
-Spectator Yılın Kitabı Ödülü-

"Göz alıcı bir okuma deneyimi."
-TLS-

"Öylesine iyi ki".
-Robert Macfarlane-

"Yürek parçalayan, derinlere işleyen bir kara mizah."
-Guardian-

"Şaşkınlığımı anlatmaya kelimeler yetmez. Sahiden ama sahiden dikkate şayan."
-Nathan Filer-

Bu Bizim Hikayemiz - Ashley Elston 

Temmuz 21, 2017 Hiç yorum yok:
Çok güzeldi beee! Acayip sürükleyici acayip heyecanlı. Merak, adrenalin, heyecan... hepsi bir arada, hepsi baştan sona sarıyor okuyucuyu. İlk yarısında nefesimi tutarak okudum diğer yarısında ellerim titrer vaziyette. Sonlara doğru hem nefes almayı unuttum hem ellerimin titremesini durduramadım. Üstüne bir de kalp atışlarım hızlandı. Çok beğendim. Çok! Şiddetle tavsiye ederim. Alın okuyun. Yazar bundan sonra kesinlikle takip ettiklerim arasında olacak. Bir sonraki kitabını gözüm kapalı alacağım.

Sadece ufak bir noktada pürüz var ama umrumda değil. Çünkü hikayeye; yazarın beni kapıp götürmesine, kalp atışlarımı hızlandırmasına, kitapla bütünleşmemi sağlamasına bayıldım! Soluksuz okudum. Bir çırpıda bitirdim. Keşke daha fazlası olsa dedim. Keşke bitmese. Keşke hissettirdiği duyguları daha uzun süre tadabilsek. Tereddüt etmeyin bence almayı düşünüyorsanız.


O sabah River Burnu’nda ne olduğunu kimse bilmiyordu. Beş oğlan avlanmaya çıkmıştı. Sadece dördü geri dönmüştü. Oğlanlar arkadaşlarını öldüren kurşunu kimin ateşlediğini söylemiyordu, kanıtlar dördünün de suçlu olabileceğini gösteriyordu.Kate Marino’nun bölge savcısının yanındaki stajı çok havalı bir iş değildi. Daha ziyade okuldan erken çıkmak ve üniversiteye başvururken faydalı olması için bir mazeretti. Fakat bir gün patronu Bay Stone’a önemli bir dava verilmişti: Küçük bir kasaba olan Belle Terre’in gördüğü en büyük dava. River Burnu Oğlanları herkesin dilindeydi. Kazanın gerçekleştiği sabah yapılan kan testleri onları kötü gösterse de, bölge başsavcısı davayı olaysız bir şekilde bitirmek istiyordu. Sonuçta rütbesini onlardan birinin ailesine borçluydu.Kate davanın üstünün kapatılmasına izin vermeyecekti. Kendi sırlarından önce başkalarınınkileri ortaya çıkarmak zordu ama Grant için adaletin sağlanmasını istiyordu. Fakat Kate, olayı araştırırken hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını öğrenmişti. Gerçeğe tehlikeli bir şekilde yaklaştıkça Kate şüphelenmeye başlamıştı: Yaşananlar gerçekten kaza mıydı? Bir an önce gerçekler ortaya çıkmazsa birden fazla hayat tehlikeye girecekti. Kate’inki de dahil.

“Nefesinizi kesecek, yavaş yavaş artan bir gerilim.”
—COLLEEN HOUCK, Kaplan Laneti romanının New York Times çoksatan yazarı

“Ürpertici, gergin ve tam yerinde olan sürprizlerle dolu.”
—Kirkus Reviews

“Kurgu zekice örülmüş. Araya eklenen mesajlaşmalar, yanlış anlaşılmalar ve kimliği belirsiz ama gerçekleri bilen birinin bakış açısı kitabı inanılmaz sürükleyici yapıyor.”
—Booklist

“Kurgu gerçeklerden esinlenilmiş gibi. Dört oğlanı da suçlu gibi gösterebilen bir günümüz hikâyesi. Kate’in gerçekleri bulmaya çalışması, insan ruhunun iki yönünü, teknolojinin gerçekleri nasıl çarpıtabildiğini ve güvenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.”
—Publishers Weekly

“Merak ve gerilim, partiler, gençlik aşkları ve birbiri üstüne eklenen ipuçları, kötüyü ve iyiyi simgeleyen karakterler bu romanı elinizden bırakmanızı imkânsız kılacak. İnanılmaz bir yaz kitabı veya kitap kulübü seçkisi olabilir… Bu roman bütün okur kitlelerine hitap ediyor.”
—VOYA 

Ölen Hayvan - Philip Roth

Haziran 24, 2017 Hiç yorum yok:
Cinselliği, yaşlılığı, ölümü ve özgürlüğü(belki bencillik ölçüsünde?) ele alıyor Philip Roth Ölen Hayvan kitabında. Bir yandan afallatıyor okuru bir yandan tiksindiriyor bir yandan şaşkına çeviriyor.

Kullandığı dil: dosdoğru, samimi, yalın, çarpıcı...

Okuru (veya kitabın sonunda anca birkaç kelam etmiş dinleyiciyi) karşısına alıyor ve tek tek cinsellik, cinsel devrim, ölüm, bağlılık, sadakat, doğrular -kendisine göre-, hatalar -oğluna göre- üzerinde düşündüklerini, hislerini, haklı gerekçelerini anlatıyor.

Zaman zaman sizi ikna etmeye çalışıyor. Zaman zaman karşı çıkışlarınızı reddediyor. Kimi zaman da okuru/dinleyici bir kenara bırakıp Consuela ile birlikte hayatına giren yeni duyguları çözmeye, kendisini sorgulamaya ve anlamaya çalışıyor.

Okudukça sık sık şunu sordum aslında: Kepesh bencilliği, şehveti ve arsızlığı özgürlük kılıfına mı sokuyor? Yoksa gerçekten de tüm bu çıplaklığın altında yatan tamamen hak görme ve özgürlük hissi mi?

David Kepesh, okura her ne kadar entelektüel, karizmatik ve açık görüşlü bir adam olarak sunulsa da temelde onu yönlendiren duygular tamamen sığ ve ilkel dürtülerden oluşuyor. Belki de atıp tutmalarını bu denli çarpıcı yapan da karakterdeki yüzeyselliktir, kim bilir.


1999 Noel’i. O gece Consuela’yı gördüm rüyamda. Yalnızdım, başına bir şey geldiğini görünce onu aramam gerektiğini düşündüm. Ama telefon rehberine baktığımda ismi yoktu. Neyse, bir hafta sonra, yılbaşı gecesi salonumda tek başıma oturuyordum. Yanımda bir kız yoktu, kasten yalnızdım ve piyano çalıyordum çünkü bin yıl kutlamalarını görmezden gelmek istiyordum. Herhangi birisine özlem duymadığınızı varsayacak olursak, yalnız yaşamak, gücünü kendisinden alan bir zevk olabilir ve benim o gece planladığım da bu zevkti. Telesekreterim açık olduğundan telefon çaldığında ahizeyi normalde kaldırmam bile ama kimin aradığını anlayınca çok şaşırdım. “Merhaba David? Benim. Consuela. Konuşmayalı çok oldu, sana telefon etmek çok garip ama sana bir şey söylemek istiyorum. Ve bunu sana kendim söylemek istiyorum, sen başkasından duymadan. Ya da tesadüfen duymadan. Seni tekrar arayacağım ama cep telefonu numaramı da vereyim.” Ne yapacağımı bilmiyordum. Onu aramalı mıydım? Aramadım çünkü korkuyordum. Artık altmış iki yaşında değilim –yetmiş yaşındayım. Belirsizliğin o manyakça hâline dayanabilir miyim? Tekrar o çılgın trans hâline girmeye cesaret edebilir miyim? Ama sonra düşündüm de, beni arıyor, bana ihtiyacı var. Bir sevgili olarak değil, öğretmen olarak değil, erotik hikâyemize yeni bir bölümle devam etmek için hiç değil. O yüzden onu aradım. “Arabadayım. Mesajı bıraktığımda evinin önündeydim,” dedi bana. “Yılbaşında New York’ta ne diye dolanıyorsun?” dedim. “Ne yaptığımı bilmiyorum,” dedi. “Ağlıyor musun Consuela?” “Hayır, henüz değil.” Ve dedim ki, “Kapıyı çaldın mı?” “Hayır, çalmadım, çünkü cesaret edemedim,” dedi. “Kapıyı her zaman çalabilirsin, her zaman. Bunu biliyorsun. Senin neyin var?” “Şu an sana ihtiyacım var.” “Gel o zaman.”
BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP