"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

UGLAA.COM'dan Çılgın Kampanya!

Nisan 22, 2017 Hiç yorum yok:
Instagram hesaplarında görüp de inanamadığım, mesaj yağmuruna tutup detay istediğim bir kampanya bu. Açıkçası bir elimde klavyem bir elimde telefonum kampanya detaylarını tekrar tekrar okuyup buraya aktarırken bile hâlâ inanasım gelmiyor. :D

Uglaa.com'a üye olup 50 puan (5TL) kazanıyorsunuz.
Bitmiyor beğendiğiniz kitaplara da yorum yazıyorsunuz. Her yorum 10 puan (1TL) değerinde. 
Hediye çeki oluşturabilmek için de en az 200 puan toplamanız gerekmekte.
Sonrasında ise istediğiniz bir kitabı bedavaya alabiliyorsunuz. 

Şaka değil arkadaşlar gerçek. 😂

Uglaa.com'un, kampanya koşullarında değişiklik yapma ve istediği zaman kampanyayı sonlandırma hakkını saklı tutacağını unutmamanız, detaylar için kuruluşu uglaa.com sitesinden veya sosyal medya hesapları üzerinden takip etmenizi tavsiye ederim. :)

Dikenler ve Güller Sarayı - Sarah J. Maas (A Court of Thorns and Roses #1)

Nisan 20, 2017 Hiç yorum yok:
Sen ne kadar klişe ne kadar sıradan ne kadar basit bir kitaptın. Koca kitapta sadece R. yi sevdim, yani eğer bir ihtimal ufak bir ihtimal devam edersem seriye R için devam ederim.

Bu arada kitabı Game of Thrones'la karşılaştıran gençlik. Hayırdır yani? Ne içtiyseniz bende istiyorum ondan. 😂 Epey güzel kafa yaptığı da belli. Ne alaka Game of Thrones ne alaka Dikenler ve Güller Sarayı. Böylesi ucuz bi fantastiğin o muazzam kurguyla ne benzerliği var Allah aşkına? 😂

Yani sizlere ana karakterin en başından beri ölmeyeceği belliyken yazarın saçma bir şekilde süründürmesini mi anlatsam yoksa kızın "kötü" kardeşlerinin bir anda "iyilik timsali"ne dönüşmelerini mi anlatsam? "İyilik ve kötülük" kavramlarının aşırı klişe bi şekilde nasıl ayrıştırıldığını da anlatabilirim. Şöyle ki: İyiler, temiz kokulu, yakışıklı, yumuşak çimlere sahip, vs.; kötüler ise, çamurla kaplı zeminlerde yaşayan, ağzı kokan çirkin yaratıklar.

Kötü Kraliçenin ucuz filmlerden fırlamışçasına "kötü olmaya çalışmasını"da anlatabilirim dilerseniz. Tek eksiği elinde süpürgesi ağzında "nihahaha" gülüşüydü. Yapmacıklığından devirdiğim gözlerim şaşı kalacaktı sonunda. 🙄

Çevirmene de buradan selam olsun. O nasıl ergen ağzıyla çevirmeydi öyle. Anırarak gülmelere mi yanayım yanlış ifadelere mi?😧 Beni benden alan bir kitap olamadı. Arada güldürse de daha 3. kitabı çıkmamış. Kim bilir ne zamana okuruz. Bir de 6 kitap! Ömür dayanmaz seriyi beklemeye valla. 😂


Kış çok ağır geçiyor. Feyre ailesini beslemek zorunda…
Bir gün, avlanırken av olmamak için öldürdüğü kurdun intikamını almaya gelen bir canavar çalıyor kapısını. Ama Feyre'yi almaya gelen canavar bir hayvan değil, Tamlin...
Bir zamanlar dünyayı yöneten ölümcül, ölümsüz perilerden biri.
Feyre'nin, hayatı boyunca dehşet dolu hikâyelerini dinlediği perilerin diyarında yasamaya başlamasıyla dünyası altüst oluyor. Kendini bildi bileli hissettiği şiddetli düşmanlık bu güzel ama tehlikeli ülkede bambaşka bir boyut kazanıyor.
Feyre'nin çok önemli bir görevi var: Ülkenin üstüne gittikçe çöken eski, karanlık gölgenin onu yok etmesini önlemek. 

Hırsız - Özge Ilık (Ay Işığı #1)

Nisan 18, 2017 Hiç yorum yok:

Türk yazarlardan çekinirim, üstelik bir de fantastik yazıyorsa uzak durmaya gayret ederim. Görüşüm: tatmin edici olamıyorlar. Ama Özge Ilık'a teşekkür ediyorum, gerçekten. Haksızlık ettiğimi bana kanıtladığı için. Ve kitabını okumakta bu kadar geç kaldığım için de özür diliyorum. Çok tatlı bir kitaptı! Neden bu kadar ertelemişim anlam veremiyorum. Büyük bir potansiyeli var. Fantastik okumayı seviyorsanız üstüne bir de Türk yazarlara şans vermek istiyorsanız Özge Ilık'ı es geçmeyin derim. Ezgi'ye de beni gaza getirdiği için teşekkürlerimi sunuyorum. O olmasa belki hâlâ cesaretimi toplayamamış olurdum.

Kitabın en büyük başarısı, karakterler Türk olmasına rağmen ne kurgunun ne hikayenin fantastik öğelere karşı eğreti durmaması. Benim Türk yazarları başarılı bulmama sebebim genelde budur. Okurken şöyle bir göz devirirsiniz. Karakterlerin doğaüstü güçleri yakışmaz çoğu zaman, yapmacık durur. Özge'nin hikayesinde ise böyle bir iticilikle karşılaşmadım. Aksine doğal duruyordu.

16 yaşında yazılmaya başlanmış bir kitabın kurgusunun ise titizlikle hazırlanmış olması, başka bir artı yön değil de nedir şimdi? Sorarım kitabı okumayan kesime! Gel de bana şans ver diye bağırıyor kitap resmen. Temeli sağlam bir kurgu var karşımızda. İyi düşünülmüş, şifrelerle hikaye güçlendirilmiş ki öyle basit sırf yazılmış olmak için yazılan şifreler değil bunlar! Yani ben şifrelerin hiçbirini çözemedim. :D Gelin siz düşünün ne kadar ciddi bir emek olduğunu. Bir de Kuzey için yazılmış bir şarkı sözü vardı ki çok şirindi. Yerim.

Koca kitapta, 576 sayfa, eksik bulduğum yönlerden ziyade takdir edersiniz ki fazla bulduğum noktalar vardı. :D Kitabın kurgu editörü ben olsam bu sayfaları çıkartırdım dediğim yerleri keşke editörü de görebilseymiş. O zaman göz korkutacak 576 sayfa rahatça bi 400 ye düşer, okuru da bir panik sarmazmış bunca sayfa nasıl bitecek diye. :D

Mesela; daha en başlarda bir sayfa vardı ki Nisan kendisini Jay'e tanıtıyordu. Çok da gerekli bir sahne değildi. Oranın komple çıkartılması gerekiyordu bana göre. Hem sayfadan kazanırdık hem de karakteri bir anda tanımak yerine hikaye boyunca merakımızı korur ve adım adım tanırdık. Aklımızın bir köşesinde bizi meşgul tutacak "Acaba Nisan merkeze nasıl düştü, ona ve ailesine ne oldu?" sorularla daha dinamik tutardı okuma sürecini.

Sonra, bilgiler okuyuculara başlarda diyaloglar halinde aktarılmış. Bilgiler doğal yolla verilmiyordu yani. Bu kısmı detaylıca anlatmayacağım ben şimdi, üşendim. Ezgi gayet örneklerle vs. güzelce aktarmış. :D

Bir de her şifre sonrası karakterlerin biri zekasını konuşturarak mitolojik efsaneler, tarihi mekanlar hakkında detaylıca nefes almadan bilgi yüklemesi yapması, okuyucuyu o andan koparıyordu. Ben olsam bu detaylarda kesintiler yapardım dediğim bir diğer nokta da buydu.

Ek olarak Nisan'ı daha güçlü bir karakter olarak görmek isterdim ben. Şöyle diyeyim: Başlarda bayılıp bayılıp hastaneye kaldırılması karaktere biraz "kurtarılmaya muhtaç" bir tip çizdiğinden bu tür sahnelerin de azaltılmasını isterdim. En azından bir yerde kaçak bir hırsızla karşı karşıya gelip kolu kesildikten sonra bayılmasa iyi olurmuş demiştim.

Ama tabii tüm bunlar fazlalık. Birer eksiklik değil. O yüzden daha bi rahat göz yumuluyor, es geçiliyor. Kurguya da herhangi bir etkisi olmadığından bir tatminsizlik yaşatmıyor.

Ben kitabı genel olarak sevdiğim için ve daha fazla Jay okumak istediğimden devam kitabını bekliyorum.

Umarım en kısa zamanda raflarda ikinci kitabı görebiliriz.

Ruhunu vücudundan çıkarıp başkalarının zihinlerine girebilen, onların anılarını değiştirebilen lise öğrencisi Nisan, yetenekli bir hırsızdır. Kendisi gibi hırsız olan en yakın arkadaşı Derin ve sırlarını bilmeyen "normal" dostları Hilal, Kuzey ve Arda dışında hiç kimsesi yoktur.

Hırsız ırkını tehdit eden bir virüs, onu ve arkadaşlarını filozof taşını dünyanın farklı yerlerinde aramaya itince, Nisan geçmişi, kendisi ve arkadaşlıkları ile ilgili bildiklerini sorgulamak zorunda kalır. Ve de en önemlisi, arkadaşlarına duyduğu sevginin sınırlarını..

Tersyüz - Amy Harmon

Nisan 12, 2017 Hiç yorum yok:

Tersyüz'ü de hiç hesapta yokken okumaya başladım. @secretworldbooks hikayesinde hangi Yabancı kitabını okuyacağını belirlemek için kura çekiyordu ve Tersyüz çıkınca hemen atladım. Kitap ilk çıktığı andan beri bende ve bir türlü okumak istemiyordum. Birlikte okumuyor olsaydık da muhtemelen el değmemiş vaziyette kitaplığımda bekleycekti. Gerçi okumasaymışım da olurmuş dediğim bir kitap oldu. Fazlasıyla sığ, sıkıcı, yazarın kendisini kanıtlama ihtiyacı ile dolu ama bir o kadar da boştu. 

Fern çirkin, Rita güzel bir kız. Bailey çirkin ve sakat bir çocuk Ambrose ise güçlü ve yakışıklı. Bu kelimeler etrafına kurulmuş bir aşk hikayesiydi işte. Çirkin kız güzel çocuğa aşık olur ama çirkin olduğu için çocuk onu fark etmez. Sonra bir gün çocuk çirkinleşir ve herkes gözüne kendisinden daha güzel gelmeye başlar ve ta daaa. Kız güzelleşmiştir ve çocuk ona aşık olur. Bla bla bla. Böyle saçma bi aşk hikayesi işte. Hâlâ okumak isteyip de bir türlü okuyamayanlar varsa bence çok da içinizde tutmayın boşverin kitabı.

Bendeki ilk baskıdan mı kaynaklı bilmiyorum bir de akrabalık kavramları her seferinde farklı yazılmıştı. Bailey'in babası, Fern'in amcası mı eniştesi mi dayısı mı çözemedim. Annesi de yengesi mi yoksa teyzesi mi? Bilinmezlik içinde yüzüyorlar.

Ayrıca zaman atlamaları da çok kafa karıştırıcıydı. Hangi zamandayız ne kadar süre geçti anlamakta zorlandım.

Yazarın dili ise çok zorlamaydı. "Bakın dram yazıyorum, bakın ağır ağdalı sözler kullanıyorum ve bakın aslında Ambrose, Fern'e karşı bir takım şeyler hissetmek üzereydi yani çirkinleşmeseydi de severdi onu bana inanın," dercesine yazılmış gibi geldi bana. Ay çok sıkıcıydı işte. Öf. Neyse. Bitti gitti bu kitapta. Yabancı maratonunda son kitabım oldu kendisi. Bu süreçte en çok "Her Şey için Teşekkürler" ile "Belki Bir Başka Hayatta"yı sevdim ben.

Ambrose Young okulun en çekici çocuğu ve kasabanın yıldız güreşçisiydi. Uzun boylu ve yapılı bir vücudu, omuzlarına değen saçları ve yakıcı gözleriyle aşk romanlarının kapaklarını süsleyebilecek kadar yakışıklıydı. Fern Taylor bunun farkındaydı ve Ambrose Young’a âşıktı. Belki de bu kadar yakışıklı olduğu için Fern asla onunla birlikte olabileceğini düşünmemişti. Ta ki her şey tersyüz olana ve Ambrose'un eski yakışıklılığından eser kalmayana kadar…

Tersyüz, beş genç adamın küçük bir kasabadan kalkıp savaşa gidişinin ve içlerinden sadece birinin geri dönüşünün hikâyesi... Hayatı, benliği, güzelliği kaybetmenin hikayesi... Bir kızın, yıkılmış bir çocuğa ve yaralı bir savaşçının sıradan bir kıza olan aşkının hikâyesi... Kalp kırıklığının üstesinden gelen bir arkadaşlığın ve bilinen kalıpların dışına çıkan bir kahramanın hikayesi... Tersyüz, hepimizin içinde biraz iyiliğin biraz da kötülüğün olduğunu keşfettiğimiz modern çağın Güzel ve Çirkin’i...
BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP