"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Bir Küçük Yalan - K.A. Tucker (Ten Tiny Breaths #2)

Haziran 06, 2017
Lanet kitap tam tadında bitti. Daha fazla okuyabilmek isterdim ama tabii ben. Yazarı neden bu kadar sevdiğimi bir kez daha anladım. Serinin en eğlenceli en keyifli kitabıydı. 

Ashton sen nasıl bir karaktersin? Nasıl seviyorsun öyle?! Çıldıracaktım okurken. Eridim gittim yemin ederim. Keşke her yazar bir Ashton gibi karakter yaratabilse. Veya Trent gibi. O ilk göz ağrım bu yazardan. Onun yeri çok ayrı. 😋

Livie ve Ashton arasındaki çekim, yüksek gerilim hattının altında duruyormuşuz gibi içimizi titretiyor.

Şu güzelim alıntıya bakar mısınız? Ashton'a aşık olmamak elde değil. O kadar kalpten seviyor ki sanki gerçekmiş gibi hissettiriyor.

"Pişmanlık duyduğum tek şey, bitmiş olması. Asıl kıskanan benim. Hem de deli gibi."

Hikayeye eğlence katan bir karakter daha var ki sayesinde kahkahalarımı tutamaz oldum. Gece gece hem de! :) Dr.  Stayner. Çılgın kafa doktorumuz. İçine kapanık ve her şeyi doğru yapmaya çalışan Livie için çılgın ödevler veriyor. Maymunlarla konuşmak veya bir partiye gidip alkol alıp sarhoş olmak, uçaktan atlamak gibi.

Yazarın dili daha önceki kitaplarında da söylediğim gibi kolay okunan, akıcı, sıkmayan bir anlatıma sahip. Akıp gidiyor. Boğmuyor. Yeterli betimleme, yeterli diyalog. Her şey kusursuz gibi. Tam tadında. Çeviri ve editörlükte güzel.

Bu seriyi okuyun derim, hatta okumakla kalmayın herkese önerin. Böyle güzel aşklar kolay bulunmuyor.


Cleary kardeşler arasında olgunluğu ve güçlü kişiliği sayesinde ailesinin trajik ölümünün ve ablası Kacey'nin kendi kendine zarar verdiği dönemin üstesinden gelmeyi başaran ve daha dengeli olan kız kardeş, her zaman Livie oldu. Ama bu dış görünüşün ardında, babasının ona söylediği son sözlere tutunmuş küçük bir kız çocuğu vardı.

Babası ona, "Seninle gurur duyayım," demişti. Küçük kız da böyle olacağına söz vermişti. Ve geçen 17 yıl boyunca her seçiminde, her sözünde ve her davranışında, elinden gelenin en iyisini yaptı. Livie, sağlam bir plan ile Princeton Üniversitesine adım attığında amacına ulaşmakta kararlıydı: Derslerinde çok başarılı olacak, tıp fakültesine yönelecek ve bir gün evleneceği iyi ve saygın bir adamla tanışacaktı.

Planının bir parçası olmayanlar ise Jell-O fondipleri, hayır diyemediği cana yakın ve parti delisi oda arkadaşı, tabii bir de erkek kürek takımının muhteşem kaptanı Ashton'dı. Kesinlikle Ashton'dı. O, Livie'nin olmayan sinirlerini zıplatan kibirli bir pislik ve Livie'nin bir erkekte istemeyeceği her şeydi. Daha da kötüsü Ashton, Livie'nin ölçütlerine tam da uyan kişinin -yani Connor'ın en iyi arkadaşı ve evini paylaştığı kişiydi. Peki, o zaman Livie neden Ashton'ı düşleyip duruyordu?

Livie kendini, artık üstesinden gelemeyeceğini düşündüğü vasat notlar ve kariyer düşleri ile Ashton'a karşı hissetmemesi gereken duygular içinde buluverdiğinde babasına verdiği sözden ve bildiği tek kimlikten vazgeçmek zorunda kalacak mıydı?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP