"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Alıntı: Karen Marie Moning - Kan Ateşi (Fever #2)

Eylül 21, 2013
Tür: Fantastik
Goodreads Puanı: 4.33
Orijinal Adı: Darkfever
Sayfa Sayısı: 288
Baskı Yılı: 2010
Çeviri:
Yayınevi: Epsilon Yayınları (4. ve 5. Kitapları Artemis yayınevinden.)


Kan görmekten korkar mısınız?
Hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve yeri geldiğinde insanlar gördüklerine de inanmamalıdır...

MacKayla, Jericho Barrons ile beraber yaşamaya başlamıştır. Hem fiziksel olarak, hem de ruhen o kadar çok değişmiştir ki kızının peşine düşen ve onu ararken perişan olan babası bile Mac'i tanıyamaz.

Karanlık, gölgeler, çeteler ve sonu gelmeyen birçok cinayet ile artık her şey daha çok içinden çıkılmaz hale gelir. Güvenlik güçleri her konuda Mac'ten şüphelendikleri için her an onun peşindedirler. Mac'i takip eden sadece polis değildir. Zaten cevapsız sorular da işte tam burada başlar.

Net olan tek şey, Mac'in artık kan görmek istememesidir.





Veee şefkatli Barrons;
Benim için araba sürücüsünün kapısını açtı. “Bu gençlik sinirini biraz araba kullanarak dindirelim mi Bayan Lane? Buraya yakın bir yol var, kıvrımlı, trafiksiz asfalt bir yol. Hadi arabayı siz kullanın.”
Gözlerim yerinden fırladı. “Gerçekten mi?”
Gözümün önünde duran bir tutam saçı arkaya attı, tüylerim diken diken olmuştu...
 

Ardından gülümseyen bir Barrons; :)
Uçuş boyunca uyumuştum; çünkü çok yorgundum, uyandığımda ağzım açıktı, salyam akmıştı. Barrons ise bana doğru bakıp gülümsüyordu.... 

Sanırım burada Mac’in ne kadar şeker göründüğünü düşünüp gülümsüyordur kim bilir? Keşke yazar Barrons’un ağzından da bir kitap yazsa. :(
Burada da Mac için başta telaşlanıyor sanırım ondan bu denli sinirli ama daha sonra ki öfkesi kesinlikle kıskançlık!
"Hangi cehennemdeydin?" dedi Barrons beni taksiden hızlıca çekip çıkartırken. Ayaklarım yerden kesilmişti.
“Sakın başlama diye homurdandım.” Onu ittim ve arkamdan müfettiş Jayne’nin taksisinin geldiğini gördüm...
"Sana bir cep telefonu alıyorum Bayan Lane. Her zaman yanında bir mızrak gibi taşıyacaksın. Onsuz hiç bir yere çıkmayacaksın anlıyor musun?"
Telefonu nereme sokayım diye çıkıştım...
Arkamdan bağırarak geldi. “Sen dışarıda bir Dublin gecesinde ne gibi tehlikeler olduğunu unuttun galiba? İstersen gel bir yürüyüşe çıkalım ne dersin?”...
Kapıya doğru gelmek üzereydim ki kolumdan tutup beni çevirdi. “Şu haline bak giyinmiş süslenmiş, içki içip eğlenmeye çıkan biri modundasın, sen ne düşünüyorsun? Hatta düşünebiliyor musun?”
“Süslenip püslenmiş mi? Allah aşkına Barrons beni rahat bırak, canım şık giyinip takılmak istedi yani bana verdiğin o siyah elbs... Hem ben içmeye çıkmadım.”
"Bana yalan söyleme, kokunu alabiliyorum. Yanındaki adam kimdi?"
Burun delikleri sinirden büyümüştü.
"Ben içki içmedim."
"Bir şey içmişsin ama ne?"
"Alkollü bir öpücük aldım yalnızca. Hatta iki öpücük aldım."
Elini uzatarak omzumu tutup beni çevirdi, o kadar sert bir hareketti ki düşecek gibi oldum. Beni çok sıkı tuttuğunu fark edip parmaklarını gevşetti.
"Kimden aldın o öpücüğü?"
 


Burada da kendini dizginlemekte artık zorlanan bir Barrons var... :) 
“Git bunları giy” diye bir paket fırlattı.
“Dur tahmin edeyim,” dedim. “Yine siyah mı?”
Omzunu silkti.
“Dar mı?”
Güldü. Bu gece iki kere gülümsemişti. Barrons nadiren güler. “Senin neyin var” diye sordum meraklı bir ifadeyle.
“Oda ne demek Bayan Lane?” Yaklaştı... Daha da yaklaştı. Yine göğüslerime mi bakıyordu? Yaklaştıkça sıcaklığını ve o inanılmaz elektriğini hissediyordum.
“Gidip üstümü değiştireyim,” diyerek arkama döndüm.
Kolumdan tuttu ve beni kendine çekti...


Barrons'tan görüp görebileceğiniz en duygu yüklü sahnelerden biri.. :) Ağır bir spoiler olabilir okumadan önce iki kez düşünün derim :)  
Göz kırpmıştım galiba. Yüzü suratıma yakındı. Eliyle saçlarımı okşuyordu. "Burada kullanabileceğim hiçbir şey yok Mac," dedi " Eğer başka bir yerde olsaydık, yapabileceğim büyüler vardı. Ama seni oraya götürene kadar yolda iş işten geçer."
Uzun bir sessizlik oldu ya da o konuşuyordu ama ben duyamıyordum. Havada süzülüyor gibiydim.
Tekrar suratını yüzüme yaklaştırdı. Yüzü kusursuzdu çok yakışıklıydı. "Mac ölemezsin, buna izin vermeyeceğim,"dedi panik içinde...


Ve son olarak şefkatli bir Barrons daha;
Tam ters tarafa kafamı çevirecekken, Barrons elleriyle çenemi daha sonra da yüzümü okşadı.
JB'nin sizi narin elleriyle sevmesi, okşaması insanı dünyadaki en önemli kişi gibi hissettiriyordu. Bu ormandaki en büyük, en korkunç aslanın önüne yürüyüp kafanızı ağzına sokmak ve onun sizi yemesi yerine patileri ile sevip okşamasına benziyordu.



Şey kabul ediyorum bazı yerlerdeki Mac'in iç sesini atladım. Cümle sonlarında ki üç noktalardan (...) anlayabilirsiniz. Öyle çok büyük ayrıntılar kaçırmadınız ama kesinlikle. :)

1 yorum:

  1. Bu kitabı hiç bir yerde bulamıyorum, tükenmiş Allahım delircem çok merak edıyorum

    YanıtlaSil

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP