"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Richelle Mead - Kanbağı (Bloodlines #1)

Eylül 21, 2013
Kanbağı
Tür: Fantastik
Goodreads Puanı: 4.28
Orijinal Adı: Bloodlines
Sayfa Sayısı: 450
Baskı Yılı: 2011
Çeviri: Yeliz Üslü
Yayınevi: Artemis Yayınları


Sydney'in en son isteyeceği şey, vampirlerle arkadaşlık etmekle suçlanmak. Ve şimdi bir vampirle aynı odada!

"Sydney'e yeniden dövme yap," dedi Stanton kararlı bir sesle. "Zoe konusunda kararımız belli değil, ona şimdiden dövme yapmayalım."

Gözlerim kardeşimin lekesiz ve solgun yanaklarına kaydı. Evet.

Orada bir zambak olmadıkça özgürdü. Dövme teninize bir kez işlendi mi, dönüşü yoktu. Artık Simyacılara aitsiniz demekti

Benzersiz ve baş döndürücü... Okurlar uzun süre bu serinin etkisinden kurtulamayacak."


Bu kitabı çok daha öncelerde elime bi kaç kere alıp geri bırakmıştım. Sebebi de Sydney’i Vampir Akademisinden sevmememdi. Daha sonra boşlukta kalıp en azında kitapta Adrian var, o esprileri ve umarsızlığıyla kitaba neşe katar dedim ve okumaya başlamıştım. Sonuç tabi ikinci kitabı yana yakıla aramak olmuştu. Şimdi elimde 3. Kitapları var ama diğer 2 kitabı okuyalı baya olduğu için başa sarıp tekrardan okuyorum. Küçük bir hatırlatma olsun diye. Buda bana yorum yapma şansı veriyor. Çok uzatmadan kitaba dönecek olursak...

Sydney’i neden sevmiyormuşum bilemiyorum. Aslında harika bir kızmış ki onu da kitabı okuduktan sonra anlayabildim. Biraz içine kapanık bir kız ama kendini sürekli geri plana atan kızlardan değil. Sadece gereksiz yere sohbetler yapmak, yığınla yapılması gereken işler varken vaktini eğlenceye ayırmak ona göre değil. Tam bir sorumluluk abidesi yani Adrian’ın tam tersi. Zıt karakterlerin her zaman birbirlerini çektiklerinden bahsetmiş miydim daha önce? Evet sanırım öyle bir şeyler gevelemiştim. Bu ikilide harika oluyor işte o yüzden. Birbirlerini tamamlıyorlar. Adrian işin eğlence kısmıyla ilgilenirken Sydney’de sorumluluğu üstleniyor. Adrian işleri batırırken –her zaman ki gibi- Sydney’de toparlıyor. Ama her şeyden önemlisi herkesin Adrian’ı gördüğü gibi görmüyor Sydney.

Vampir akademisinde Adrian’ı herkes sorumsuz, güvenilmez, sadece eğlence düşkünü, gününü içki ve sigarayla geçiren, ezik bir tip olarak görüyorlardı. Kimse ona hiçbir konuda güvenmiyordu. “Adrian mı, hah o hiçbir haltı beceremez ki” gözüyle bakılan bir tipti. O yüzden her ne kadar Dimitri yandaşı olsam da yazarın Adrian’ı ezip geçmesine hep içerlemiş ve onu da mutlu edebilseydi keşke diye içimden geçirmiştim. Sanırım o zamanlar ki dualarım kabul olmuş. 

Serinin ilk kitabında hala kendine güvensiz, kendine acıyan bir tiple karşımıza çıkıyor. Onun içinde ki cevheri gören yalnızca Sydney. Sırf bunun için bile sevebilirim şu kızı! Kendisini toparlamasını sağlıyor, ona güvendiğini, inandığını söylüyor. Hatta zeki olduğunu ve isterse yapamayacağı hiç bir şey olmadığını söylüyor. Sanırım Adrian ilk defa birinden böyle iltifatlar alıyor ki gururu okşanıyor ve Sydney için kendisini kanıtlamaya çabalarına giriyor. 

Kitapta herkesin sabırsızlıkla beklediği Sydney&Adrian aşkı yok şimdilik. Ufak ufak etkilenmeler var Sydney taraflarında, Adrian ise kitabın sonlarına doğru bir çekim hissediyor. Ufak ama tatlı bir şey kesinlikle! :) Direkt aşk olmaması çok iyi olmuş en sevdiğim yönlerden bir diğeri de bu oldu kitapta. Çünkü Son Fedakarlıkta Adrian’ı aşk acısı çekerken bırakmıştık. Şimdi de öyle pat diye damdan düşer gibi aşık olmuş olsaydı sanırım her okuyucuya sahte gelirdi. Hala arada bir Rose’u özlemiyor değil. Ondan arada çok nadir bahsediyor ama ruh halinden de ne kadar acı çektiğini hala onu özlediğini ama aynı zamanda da ona kızgın olduğunu kendini toparlamaya çalıştığını görebilirsiniz. 

Bu kadar duygusallık yeter. Öyle bir bahsediyorum ki kitabın başından sonuna kadar sanırsınız aşk acısı içinde kedere boğulmuş bir Adrian var karşımızda. Tabii kesinlikle öyle değil. Her zaman ki gibi çok eğlenceli, esprili ve komik. Beni en çok güldürdüğü sahne hayalinde ki dövme oldu. 

“Etrafında alevler çıkan bir motosikletin üzerinde bir iskelet çizebilir misin? İskeletin başında da bir korsan şapkası olsun istiyorum. Ya da belki Ninja iskelet bir papağan? Hayır, bu çok fazla olur. Ama motosikletteki iskelet yıldızlar atan bir ninjaya ateş etse çok süper olur. Ninja da aleverin arasında olacak tabii.” derken onu okumalısınız. Kahkahalar atacağınıza eminim. ;)

Yine çok uzattım. Hiçbir zaman kısa bir yorum yazamayacağım sanırım. Uzattıkça uzatıyorum yazarken. Bazen konu dışına bile çıkıyorum sanki. Her neyse kitap muhteşemdi. Çok tatlıydı. Adrian için okumaya değer bir kitap. Bir an önce ikinci kitabı tekrar edip Mavi büyüyü okumak için sabırsızlanıyorum...

4 puan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP