"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Jennifer L. Armentrout - Obsidiyen (Lux, #1)

Eylül 21, 2013


Tür: Fantastik
Goodreads Puanı: 4.34
Orijinal Adı: Obsidian
Sayfa Sayısı: 360
Baskı Yılı: 2012
Çeviri: Bilge N. Zileli Alkım
Yayınevi: Dex Yayınevi


Her şeye yeniden başlamak çok berbat.

Annemle birlikte Batı Virginia'ya taşındığımızda, kendimi sıkıcı işlere adamıştım, ta ki tüyler ürpertici yeşil gözleri ve kaslı vücuduyla yan komşumuz karşımda dikilene kadar. Ama işler tahmin ettiğiniz gibi gitmedi.

O, ağzını açtı.

Daemon hem kabaydı hem de kendini beğenmiş bir pislikti. Birbirimizden hoşlanmamıştık. Tam hikâye burada bitiyordu ki bir kazaya uğradım ve Daemon zamanı dondurarak beni kurtardı.

Yakışıklı uzaylı komşum üzerimde bir iz bırakmıştı.

Yanlış okumadınız. O, bir uzaylı. Daemon ve kız kardeşinin yeteneklerini çalmak isteyen düşmanları vardı ve Daemon'ın bıraktığı iz bütün düşmanları başıma toplamıştı.

Bu korkunç durumdan canlı kurtulmak içinse tek yapmam gereken üzerimdeki uzaylı izi etkisini yitirene kadar Daemon'ın yanından ayrılmamaktı.


Bu kitabı okuyalı baya bir oldu. Sanırım ilk çıktığı aylarda okumuştum. Yorumuda o zaman hissettiklerime ve düşüncelerime göre karalamaya çalıştım yani. O yüzden biraz geçmişten biraz günümüzden bahsediyor gibi olmuş yazımda. Artık o kadarcığını mazur görürsünüz umarım. :)




Benim ilk uzaylı tecrübem oldu bu kitap. İskoç furyasının içine dalarsam kurtulamam diye düşündüm ve bir İskoç daha okumadan farklı kitaplara yönelmem gerektiğine karar verdim. Ayrıca yeteri kadar da aşk romanı okumuştum. Biraz da fantastik okusam hiç fena olmazdı. Kitabı elime aldığımda büyük bir ön yargı ile okumaya başladım ama itiraf etmeliyim ki o kadar aşk romanının arkasından kendimi cennette gibi hissettim. Benim aslım fantastik bilim kurgu, aşk romanları beni bir süre sonra sıkıyor. Bu yüzden bu kitaba ne kadar ön yargı ile yaklaşsam bile büyük bir bardak buzlu suymuş gibi tutunduğumun da farkındaydım ve bir itiraf daha kitabın sonuna kadar hala Daemon’ın içinden insan yiyen böcekler çıkacak diye de beklemedim değil hani. Tabii o iyileştirme olayına kadar artık Daemon’ın benim bildiğim tipte bir uzaylı olmadığına tam olarak emin olmama ve kitabı daha bir sevmeme sebep oldu ama gel gör ki kitapta orada bitiverdi. En çok Daemon’ı sevdim haliyle. Birde Dee’yi. Katy’i sevdim mi diye soracak olursakta emin değilim onun bir kısmını sevdim diğer bir kısmını sevmedim. Tabii bu ne kadar mümkün olursa artık. 

Kadınların argo kelimeler kullanmasından hoşlanmıyorum hele ki kitaplarda bunu üstüne basa basa okutulmasından hiç hoşlanmıyorum. Deamon’a sürekli olarak hıyar ve öküz demesi çok iticiydi benim için. Böyle argo konuşmak yerine kaba ve saygısız tabirlerini kullanabilirdi. O zaman daha çok severdim Katy’i onun haricinde her ne kadar zorunda olmasa da Dee ile Daemon’ı kurtarmak için yaptıkları çok hoşuma gitti. Çok cesurcaydı. Buradan benden kredi kazanabildi. ;)

Kitapta sevdiğim diğer bir özellik ise bana fısıltıyı anımsatması oldu. Herkes alacakaranlığa benziyor falan diyor da bana da nedense hep onu hatırlattı. Olaylar biraz bazı yerlerde sıçrayarak ilerlese de sıkılmadan anlam kargaşası içine düşmeden rahat rahat okunabildi ve bir günden kısa bir zamanda da bitti. En çok en çok olayların bir kısmının Daemon’ın bakış açısından anlatılması çok hoşuma gitti. Aşk romanlarında en sevdiğim kısımda o oluyor zaten erkeğin ne düşündüğünü ve ne hissettiğini de okuyabiliyorsunuz.

Sonuç olarak kitap çok güzeldi. Uzaylılara olan ön yargımı yendim bu tatlı yazarımız sayesinde ama yinede sadece bu kitap için. ;) Başka bir uzaylı okuyabileceğimi o cesareti kendimde bulabileceğimi sanmıyorum. Devamını okumayı büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum diyebilirim.
 
4 puan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP