"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Karen Marie Moning - Karanlık Ateş (Fever #1)

Eylül 17, 2013
Karanlık Ateş
Tür: Fantastik
Goodreads Puanı: 4.18
Orijinal Adı: Darkfever
Sayfa Sayısı: 344
Baskı Yılı: 2009
Çeviri:
Yayınevi: Epsilon Yayınları (4. ve 5. Kitapları Artemis yayınevinden.)


Karanlıktan korkar mısınız?
Hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve yeri geldiğinde insanlar gördüklerine de inanmamalıdır...

Güzel, akıllı ve normal biri olmak, görünürdekinin gerçeğini ortaya çıkarmaya yeter mi bilinmez ama MacKayla bu özelliklere sahip bir kadın olarak “gerçekler” için çaba sarf edecektir.
Tek amacı, diğer tüm normal insanlar gibi mutlu ve sade bir hayatı varken kardeşinin öldürülmesi ile mantıklı bir açıklama getiremediği tuhaflıklara son vermekti.
Anne ve babasına olan sadakatini çiğneyerek kardeşinin katilinin peşine düşen Mac, İrlanda’ya gider. Çıktığı yolculuk, onu hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, iyi ile kötünün aynı derecede tehlike yarattığı karanlık bir dünyaya sürükler. Kısa süre içerisinde ise daha da büyük bir meydan okumayla karşı karşıya kalır: Sahip olduğundan haberdar bile olmadığı gücünü – insanlık âleminin ötesindeki, tehlikeli Fae âlemini görebilme yeteneği – kullanmayı öğrenir ve istenilenden çok daha uzun bir süre hayatta kalmayı başarır.
Her hareketi, geçmişi olmayan ve Mac’in hayal ettiği gelecekle alay eden bir erkek olan karanlık ve gizemli Jericho tarafından gölgelenir…

Tanrım, bu kitap anlatılmaz yaşanır cinsten bir şey! Kesinlikle "ölmeden önce okunması gereken 10 kitap" şeklindeki listeleri alt üst edip birinci sırayı hak eden cinsten bir kitap. Tam anlamıyla cezbedici, vahşi, çarpıcı ve sırlarla dolu bu Dublin şehrine bir kere adım attınız mı kesinlikle oradan çıkmak istemeyeceksiniz. Kendinizi dünyadan soyutlayıp, elinizde kitapla kendi köşenizde kimseler tarafından rahatsız edilmeden okuyup bitirmeden kalkamayacaksınız başından. Ama benden size bir tavsiye kesinlikle bu serinin kitapları tek günde bitirmeye kalkmayın. Yavaş yavaş içinize sindire sindire okuyun. Bitmesi için hiç acele etmeyin. Damağınızda bıraktığı o lezzetin tadı varabildiğiniz kadar varın… Bu kitap için daha başka ne denir bilemiyorum.

Konusuna gelirsek; konusu şöyleydi, karakterleri böyleydi şurasını sevdim burasını sevdim diyebileceğiniz bir kitap değil ki şahsen ben bu kitabın her bir cümlesini hatta kelimesini bile seviyorum. Burada diyebileceğim şey sürekli olarak karşılaştığımız vampirlere kurt adamlara düşmüş meleklere bu kitapta yer yok! Kitaptaki fantastik karakter Melun ve Mukaddes Fae(Peri) olarak adlandırılıyor. Ama ne mukaddes olanları ne de melun olanları iyi değil. Kesinlikle her ikisi de ölümcül. Aralarında ki tek fark öldürme şekilleri… :) Neyse bu konuda daha fazla ayrıntı vermeyim. Okudukça anlarsınız zaten. Mac’e gelince o da perileri görebilen yegane insanlardan biri. Barrons ise eee onun ne olduğunu bilsem de söylememeyi tercih ederim. 5. Kitapta zaten her şey açığa kavuşacağı için o zamana kadar diğer kitapları heyecan içinde okumanın zevki bir başka oluyor. Her kitapta, her olayda, “hah işte senin ne olduğunu şimdi anladım Barrons” diye kendi kendimize kıs kıs gülüp sonrada yazarın “hahaha gerçekten kim olduğunu anlayabileceğini mi sandın seni şapşal,” deyişini duyar gibi oluyorsunuz.. :)

Lafı çok dolandırmayım.. Serinin her kitabında olduğu gibi ilk kitabı da çok çarpıcı ve merak uyandırıcı bir yerde bitiriyor. Aman derim elinizde ikinci kitabı yoksa vakit kaybetmeden hemen sipariş verin. Yoksa kendinizi bir kaç gün kayıplarda hissedebilirsiniz.!

Mac&Barrons ikilisine gelince onları anlatmaya kelimeler yetmez. Ne bende ne de dünyanın başka yerlerinde onları tarif etmeye yetecek kadar kelime olup olmadığını bilemiyorum. Yinede elimden geldiğince anlatmaya çabalarsam eğer Mac için diyebileceklerim şunlardan ibaret olurdu heralde...

Mac derin, masum, saf, güçlü, gururlu bir Güneyli. O pervasız, umarsız, ailesine aşırı sadık, ablası için canını feda edebilen, hayatında renkler olmazsa kendisini kayıp hisseden bir kız. Barrons'un tabirleriyle pembeler içinde ki veya gökkuşağı kız! Ona en çok yakışan tabir de “Gökkuşağı kız” sanırım. O dünyayı kurtaran süper kahramanlardan biri kesinlikle değil. O sadece ablasının intikamını almaya çalışan, ablasını özleyen, ablasını çok seven ve ablası acımasız bir şekilde öldürüldükten sonra dünyası başına yıkılmış biri. Mac kesinlikle cesur, kesinlikle zeki ve kesinlikle kimseye güvenmeyen biri. Öldürülmekle tehdit edilse de, o renkli dünyasının aslında hiçte görüldüğü gibi olmadığı gözünün içine soka soka gösterilse de yinede tek amacı ablasının katili bulabilmek. Dünyayı kurtarmak onun umurunda değil ki bunu kimi zaman dile de getiriyor. O sadece kendisini hayatta tutmaya çalışıyor ve ailesini o güvenli kozalarında, her şeyden uzakta güvende kalmalarını sağlamaya çalışıp ablasının katilini arıyor. Alıntıları okursanız ne demek istediğimi daha rahat anlayabilirsiniz… :)


“O bir gökkuşağı.” Ne zaman iPod’umda bu şarkıyı dinlesem, gözlerimi kapatıp güneş ılığıyla yıkanan bir meydanda kollarım iki yana açık, başım geride, kendi etrafımda dönerken, bütün renklerin parmak uçlarımdan püskürerek ağaçları, kuşları, çiçek ve böcekleri, hatta gökyüzündeki güneşi muhteşem tonlara boyadığını hayal ederdim. O şarkıyı severdim.

“Seni tatmin edecek kanıtı bulduğunda, Sidhe-kâhini”, diye konuştu soğuk bir tavırla. “...ırkın için çok geç kalınmış olabilir.”
“Bu benim sorunum değil,” diye atıldım. “Bir Sidhe-kâhini olmayı hiçbir zaman istemedim ve şimdi de öyle olduğumu kabul dahi etmiyorum.” Yüksek okuldayken, süper kahraman düşleri olan birkaç kişi tanımıştım, bir fark yaratmak istiyorlardı... Ama şahsen, benim dünyayı kurtarmak gibi bir isteğim hiç olmadı. Dekore etmek mi? Evet... Kurtarmak mı? Hayır...

Dublin’e yüreğimde tek amaçla gelmiştim: kardeşimin öcünü almak... Ancak ondan sonra, an nemle babam için davayı bir şekilde sonuçlandırmış olarak Ashford’a dönebilirdim. Ondan sonra, belki iyileşebilir ve tekrar bir aile olmaya çalışabilirdik. Kurtarmayı istediğim tek dünya buydu: Benim dünyam.


Barrons... Ona ne demeli bilmiyorum. Onun için Gökkuşağı Mac'in tam tersi olduğunu söyleyebiliriz. O siyahlar içinde ki bir bir.. ımm.. ee.. şey işte! O nasıl tabir edilir bilemiyorum. O çok edepsiz, çok vahşi, çok sert, ve kesinlikle kötü biri. Gerekirse gözünü kırpmadan bir insanı öldürebilir ve bunun için asla suçluluk duymaz. Yumuşamaktan ve samimiyetten nefret eder ki Mac'e sadece Bayan Lane diye hitap etmesinden anlarsınız. Ama bu demek değil ki konu Mac olunca da acımasız. Kesinlikle acımasız değil ama tabii sadece Mac ölümle burun buruna geldiyse... :) O sınırlarda dolaşmıyorsa eğer asla onun şefkatini kazanamaz. Tabii tüm bunları da kendi çapında yapıyor yani. Şöyle bir baktığınızda elle tutulur bir şefkat bir sevgi pırıltısı göremezsiniz ama onu tüm kalbinizle hissedebilirsiniz. Özel hayatına karşı aşırı gizli. Kendisi hakkında tek kelime etmez ve kimsenin de burnunun ucunu dahi sokmasına izin vermeyen biri. Kendisinin dediği ve Mac'in özel hayatıyla ilgili sorduğu sorulara verdiği cevaplardan bunu anlayabilirsiniz;

“Ben özel hayatımın gizliliğine önem veren biriyim, Bayan Lane. Bu konu tartışmaya açık değil.”

“Bu arada, sen hangi soydan geliyorsun,”diye asabi bir tavırla sorarken gerileyerek ondan biraz daha uzaklaşmıştım. Sorum karşısında şaşkınlıkla bakakalmıştı. Boş bakışlarından kişisel bir soru beklemediği anlaşılıyordu. Bir süre cevap verip vermemek konusunda kendisiyle mücadele ediyormuş gibi duraksamıştı ama sonra önemsemez bir tavırla yanıtladı.

“Nerede doğdun?” diye sordum.
Barrons bir an donup kaldıktan sonra dönüp ani konuşkanlığımdan şaşkına dönmüş gibi bakmıştı.

Peki ya “Aşk” denildiğini duyar gibiyim.. Aralarında aşk diye bir şey yok. Peki ya nefret? Güvensizlik? Acımasızlık? Ah ama tüm bunlar kesinlikle var. Ve birde aralarında asla eksik olmayan çekim, şehvet ve bir enerji patlaması var… Tüm bunlar ile ilgilide alıntı vermek isterdim ama çok fazla spoiler vermiş olacağım. O yüzden gerisi için kesinlikle bu kitabı okumalısınız.

Dediğim gibi ben bu kitabın her cümlesini her kelimesini seviyorum. Bir tek bölümünde bile sıkılarak okuduğumu hatırlamıyorum. Hatta bu seriyi bu denli sevmemi biraz abartı olarak gördüğüm zamanlar bile oluyor ama KMM bu kadar harika yazarken, bize sadece arkamıza yaslanıp bu harika dünyayı okumak ve sevmek kalıyor.
5 puan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP