"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Lara Adrian - Gece Yarısı Uyanışı (Midnight Breed #3)

Kasım 29, 2013
Tür: Paranormal Romance, Vampires, Paranormal
Goodreads Puanı: 4.25
Orijinal Adı: Midnight Awakening
Sayfa Sayısı: 360
Baskı Yılı: 2011
Çeviri: Anıl Ceren Altunkanat
Yayınevi: Epsilon Yayınları




Taş kalpli savaşçı yüzyıllardır görmezden geldiği çağrıya karşı koyuyor, buz tutmuş kalbini kimseye açmıyordu...Ta ki onunla karşılaşana kadar. Barınak güzeli Elise Chase, elinde hançeri ve zihninde intikam duygusuyla Boston sokaklarında gezinmekte, değer verdiği herkesi elinden alan Issız vampirlere hak ettikleri cezayı vermeye çabalamaktadır. Doğaüstü psişik yeteneğinin onu mahvettiğini bilse de avını izlemek için bu gücünü kullanmaktadır. Bu yeteneğini etkili biçimde kullanmayı öğrenmelidir ve bunun için gidebileceği tek bir adam vardır - ölümcül Soylu savaşçısı Tegan. Sevdiklerini kaybetmenin ne olduğunu çok iyi bilen Tegan, Elise'in acısına aşinadır. Düşmanlarını soğukkanlılıkla avlayan savaşçı, öfkenin de ne olduğunu bilmektedir. Kendine hâkim olmak konusunda kusursuzdur... Ta ki Elise ondan kendi kişisel savaşı için yardım isteyene dek. Aralarında kan yoluyla kurulan 'saf olmayan' bağ, onları arzunun, tehlikenin ve kalbin karanlık tutkularının oluşturduğu bir fırtınaya sürükler... 

Ah Tegan! O sert duruşunun altından, ne kadar romantik ve kırılgan bir erkek çıkacağını biliyordum. Gece Yarısı serisinde favori kitabım oldu, Gece Yarısı Uyanışı. Soy Eşide diğer Soy Eşlerinin arasında en zeki olanıydı. Gerçi 5 yıllık bir dul olması, ve Tegan'dan önceki eşiyle 100 yıl kadar bir beraberlikleri olmasına nedense pek alışamadım ben. Oda sanırım Tegan 500 seneden sonra bile aşık olmadığı Soy Eşini zar zor unuttuğu halde, Elise'in 5 yıl kadar kısa bir süre de unutması beni rahatsız etmiş olabilir. Ölümsüz aşklarla ilgili bir takıntım var işte elimde değil. Yine de Tegan'ı mutlu ettikten sonra gerisi hiç önemli değil benim için.

Kitabın büyük çoğunluğu Berlin'de geçiyor. Elise, oğlunun intikamını almak için köle avına başlamıştır. Ve avladığı son kölenin acil teslim alması gereken bir kargo vardır fakat Elise'in zulmüne uğradığı için görevinde başarısız olmuştur. Elise'de teslimatın, Marek için önemli olduğunu ve birliğe faydası olur düşüncesiyle kargo firmasıyla görüşerek, paketi kendisi alır. Bunun sonucunda, paketin içinden çıkanın anlamını çözmek için Tegan ile Elise Berlin'e uçarlar.

Tegan doğası gereği yanlız çalışmakta fakat Elise'in inatçılığı bunu gerçekleştirememesini sağlamaktadır. Buda bize bol bol, ikisi arasında ki çekişmeleri, Tegan'ın kaba hareketlerini, Elise'in zekice verdiği cevaplarını, Tegan'ın şaşkına uğramasını ve duyduğu hayranlığı bastırabilmek için kendi içinde nasıl savaş verdiğini okuma olanağı sağlıyor.

"Kadını - bir parça bile olsa - arzuluyor olduğu gerçeği onda, 
arabadan atlayıp gün doğana kadar koşma isteği yaratıyordu."

Doğal olarak kitapta; Tegan'ın iç dünyasına daha fazla adım atıyoruz. Neden bu kadar ketum olduğunu zaten birinci kitapta okumuş olsak da, biraz daha onun gözünden bakıyoruz olaylara. Onu daha rahat anlayabiliyoruz. Elise'in de her ne kadar barınakta yetişmiş olsa da aslında oraya hiç uyum sağlayamadığını, daha özgür daha cesur olması gerektiğini, Tegan kadar ketum bir savaşçıyı bile dize getirecek kadar zeki bir kadın olduğunu görüyoruz.

Yani en sevdiğim savaşçıya zeki ve korkusuz bir kadın düştüğü için mutluyum. Sanırım diğerleri gibi ne olduğunu bilmeyen bir kadına vampirleri en baştan anlatarak onu bu dünyaya alıştırmaya çalışmak pek Tegan'ın tarzı olmazdı. Aslında tarz demeyelim de o kadar sabır Tegan'da olur muydu bilemiyorum desem daha doğru olur. Sonuç olarak ben bu ikiliyi çookk sevdim. Eminim sizde çok seveceksiniz. :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP