"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Yorum: Jennifer L. Armentrout- Opal (Lux #3)

Ocak 01, 2014
opal
opal kitap
Tür: Fantastik
Goodreads Puanı: 4.47
Orijinal Adı: Opal
Sayfa Sayısı: 420
Baskı Yılı: 2013
Çeviri: Bilge N. Zileli Alkım
Yayınevi: Dex Yayınevi


Hâlâ kendini beğenmiş öküzün teki olsa da artık Daemon'a direnmekten vazgeçtim çünkü, off... ona çılgınlar gibi âşığım.

Daemon'ın duygularından bir türlü emin olamıyordum ama son günlerde hiç tahmin etmediğim kadar ciddi olduğunu kanıtladı. Birlikte akıl almaz tehlikelerden geçmiş ve bölük pörçük ilişkimizi bir araya getirmeye kendimizi öyle kaptırmıştık ki... şey... ah tamam, söylüyorum işte: O yanımdayken tüm bedenimin titremesini dindiremiyorum, birlikteyken adeta ateş alıyoruz.

Ama bizim dışımızda bir sürü sorun var. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ailesini koruyamıyor, ona yardım etmeliyim.

Yaşadıklarımdan sonra artık eski Katy değilim. Bambaşka biriyim, geleceğim öyle belirsiz ki... Bizi sorunların çözümüne yaklaştıran her adım, aslında içinden çıkamayacağımız korkunç bir organizasyonun parçalarına götürüyor.

Ölümler hâlâ acı veriyor, yardımlar en beklenmeyenden geliyor ve dostlar en ölümcül düşmanlara dönüşüyorlar ama biz geri adım atmayacağız. Sonunda dünyamız sonsuza kadar paramparça olsa bile.

Birlikte güçlüyüz... ve onlar bunu biliyorlar.


İşler iyice sarpa sarmaya başlıyor lanet olsun! Domino taşları gibi olayların ardı arkası kesilmiyor. Bir grup çocuğun, sadece birbirlerini korumak ve güvende tutmak için yaptıkları şeylerin sonuçlarını bu kadar ağır ödemeleri haksızlık! Oniksi yorumlarken çok zorlandığım için bu özet olmaya pek hevesli yorumumda spoiler içerikli yazılarla karşılaşabilirsiniz. İlk iki kitabı okumayanlar için oldukça tehlikeli spoiler alarmı olduğunu söyleyebilirim.


Opal, Dawson'ın -Daemon'un öldüğü sanılan ama aslında ölmeyen ve Oniks'te geri dönen kardeşi- dengesizlikleri ile başlıyor. Gecenin bir vakti Katy'nin odasına girmiş ve onu izliyor. Kötü bir niyeti yok gerçi. Sadece yaşadıkları şeyler o kadar ağır ki kaldıramıyor. Birde hala sevdiği kız -Beth- SD'nin elinde. Kendisi kurtuluyor ellerinden kurtulmasına ama neler yaşadıklarını bildiği için çıldırma noktasında. O çok bahsedilen neşeli, sağduyulu, kibar ve nazik Dawson'dan geriye hiç bir şey kalmamış. Sürekli kaçıp Beth'i kurtarmak istiyor ama kardeşleri buna izin vermiyor. Onu tekrardan kaybetmekten korkuyorlar o yüzden sürekli peşindeler onu bir dakika bile yalnız bırakmıyorlar. Oda biraz nefes alabilmek için Katy'nin odasına giriyor... 


Hemen bir kaç sayfa ilerleyelim. Evet tamam buradan devam edebiliriz... Daemon ve Katy yemekteler harika bir akşam geçiriyorlar vs. ama Dawson'un kaçmasıyla kesintiye uğruyor. Onu gidip buluyorlar falan. Daemon'da yumrukları ile onu yapmaya çalıştığı şeyden vazgeçirmeye çalışıyor. SD'nin elinde onca acıya katlanmış ve sevdiği kızında hala onların elinde olduğunu bilen biri için yumruklar yeterli olur mu ki sizce? Evet olmaz. O yüzden Katy'de Dawson'a, Bethi bulması için yardım etmeyi teklif ediyor. Birlikte arayalım plan yapalım. Böyle bodoslama dalmayalım. Sende bu arada okula geri dön. Hem aklını başka şeylerle meşgul etmiş olursun diyor. Dawson teklif karşısında duruluyor ve plan yapmaya başlıyorlar. 

Bu arada da Blake geri dönüyor! Kibirli herif! Adam'ın ölümüne sebep olup birde Katy'i SD'ye teslim etmeye çalışan pis mahlukat. Hatırlıyorsanız, SD'nin elinde olduğunu söylediği bir arkadaşı vardı. Chris miydi neydi adı tam olarak hatırlamıyorum. Neyse işte. Geri dönüyor ve diyor ki; Siz bana yardım edin Chris'i ordan kurtaralım bende sizin Beth'i kurtarmanıza yardım edeyim vs.. vs..

Blake'e güvenmiyorlar tabii ama ellerinde başka hiç bir plan yok. Beth'i ordan kurtarmalarının tek yolu Blake gibi gözüküyor. Ondan ve sahneye yeni giren Luc adında 15 yaşında ki bir veletten yardım alıyorlar. Ve SD'nin içine sızmayı başarıyorlar. Fakaaatt herşey o kadar kolay değil. Kapılarda, yerlerde, tavanda, adımlarını attıkları her yerde Oniks taşı bulunuyor. Zaten daha kitabın yarısına gelmeden kızı kurtarma çalışmalarına başladıkları için bir işkillenmiştim. Yuh dedim bu kadar çabuk mu kurtaracaklar, ne çıkacak yine bunun altından falan derken, bu oniksler işin foyasını çıkartıyor ortaya. Oniksin etkilerinden kurtulabilmek bağışıklık kazanabilmek için çalışmalara başlıyorlar. Sonra tekrar SD'ye sızmaya gidiyorlar. 

Her şey pamuk ipliğine bağlı. Blake gerçekten onlara yardım ediyor mu? SD'den sağ sağlim kurtulabilecekler mi? Beth kurtulacak mı? Yoksa hepsi birden yakalanacak mı? Aklımda binbir çeşit soruyla sona doğru gidiyorum. Biliyorum yazar hepimizin istediği bir son vermeyecek biz okuyuculara. Yine bir yerlerde insanı çileden çıkartacak. Lanetler okutacak. Küfürler yağdıracak. Ama yazarı bu yüzden seviyoruz sanırım. Beklenmedik sonları, acımasız olayları, durdurak bilmeyen aksiyonları yazmazsa bir süre sonra sıkılacağız kitaplardan. Bizi koltuklarımızın ya da yataklarımızın başına nasıl bağlayacağını çok iyi biliyor....

Daha fazla resim için Pinterest hesabımı ziyaret edebilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP