"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Kumların Kadını - Kobo Abe

Haziran 01, 2017

İyi kitapları hep duygularımla oynayanlar arasından seçtim. Kah ağlattılar kah güldürdüler. Kimi zaman aşık ettiler kimi zaman da nefret ettirdiler. Ama sinir sistemimi bozup derimin altına kadar nüfuz eden tırnaklarımla kazıyıp çıkarma isteği uyandıran bir kitap olmamıştı. O kadar bozuk ki sinirlerim, kitabı; kitaptaki köylüleri, kadını, adamı; yazarı hepsini herkesi her şeyi parçalayasım geliyor.

Okudukça sinirlendim, sinirlendikçe gerildim. Saatli bomba gibiyim. Ağız dolusu hakaretler küfürler etsem anca rahatlayacağım hani o derece.

Üstelik yazar sadece okuyucuyu sinir etmekle kalmıyor, durumun vahametini arttırmak amaçlı mıdır nedir, epey pis ayrıntıları da eksik etmiyor.

Adamın son dakikada verdiği kararın tamamen ağır bir stockholm sendromu ile ilgisi olduğunu düşünüyorum. Aksini asla kabul etmem. Edersem kitabı parçalarım yoksa. O derece kafayı yedirtti bu kitap bana.

Benim sinir sistemimi bozması sizi yanıltmasın da. Bu kadar şiddetli duygular yaratan kitaplar güzeldir. Kitaplıkta eksik edilmemesi gerekir. Sinir krizi geçirecek olsanız dahi okumaktan korkmayın efendim. Kumların Kadını, tavsiyemdir.


Bir ağustos günü bir adam ortadan kayboldu. Bir tatil gününde, buharlı trenle yarım günlük mesafedeki sahile doğru yola çıktı ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Ne kayıp başvurusu ne de gazete ilanları bir işe yaradı... Bu adamla ilgili vakada kayda değer bir ipucu yoktu. Ayrıca, günlük hayatında ortadan kaybolmak istediğini düşündürecek en ufak bir hâl veya harekete rastlanmamıştı. Doğal olarak, başlangıçta herkes gizli bir ilişkisi olabileceğini düşündü. Fakat adamın karısı adamın bu geziye böcek toplamak maksadıyla çıktığını söylediğinde, hem polisler hem de iş arkadaşları biraz hayal kırıklığına uğradılar...

Şüphesiz, kum yaşam için elverişli değildi. Peki, durağan hâl varlık için vazgeçilmez miydi? O tiksindirici rekabeti başlatan da sabit kalmaktaki ısrarımız değil miydi? Sabit olmayı bırakıp kendimizi kumun akışına bırakıversek rekabet de ortadan kalkacaktı. Gerçekte, çölde de çiçekler açıyor, böcekler ve hayvanlar yaşamlarını sürdürüyorlardı... Öyle ya, keşke kadına da bu manzaradan bahsedebilseydi. Gidiş-dönüş biletlerin asla işlemeyeceği kumun şarkısını, yanlış perdeden de olsa ona dinletebilseydi keşke. Oysa adamın tek yaptığı, yeteneksiz bir çapkını taklit edip başka bir hayatın yemiyle kadını avlamaya çalışmak olmuştu. Kumdan duvar, adamın ruhunu yakalamış, onu kese kâğıdındaki bir kediye çevirmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP