"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Judith McNaught - İçinde Aşk Saklı (Westmoreland Saga #2)

Ekim 23, 2013
İçinde Aşk Saklı
Tür: Tarihi Aşk Romanı
Goodreads Puanı: 4.20
Orijinal Adı: Whitney, My Love
Sayfa Sayısı: 679
Baskı Yılı: 2009
Çeviri: Melek Aslı Öztürk
Yayınevi: Epsilon Yayınları



Whitney'in yanına uzandı Clayton. Başparmağıyla Whitney'in yanağına dokundu ve genç kadının elmacık kemiğinin nazik kıvrımını parmak ucunda hissetti. Clayton bu kadının ruhuna, tazeliğine tapıyordu adeta; Whitney'in tutkusu iç yakıcı ve tahrik ediciydi... Bunu düşündüğünde bile Clayton iliklerine yayılan keskin bir acı hissediyordu. Bu kadın tıpkı onun umduğu gibi, hatta umduğundan da öte bir yaratıktı; inatçıydı, tatlıydı, şehvetliydi, küstahtı ve zekiydi... Heyecan verici bütün zıtlıkları içinde barındıran bir hazineydi. Clayton'ın hazinesiydi.


Böylesi harika kitaplara yorum yazmak daha zor sanki. Öveceğiniz, begendiğiniz ve üstüne basa basa bahsinin geçmesini istediğiniz o kadar yer oluyor ki kitaplarda, nerden başlayacağını ne kadarını anlatacağını şaşırıyor insan. Kitabın nesinden bahsetmeliyim ki diye soruyorum kendime! Her bir tarafı ayrı bi güzeldi. Her bir cümlesinde ayrı bir duyguyu hissediyorsunuz okurken. Kitabın hele de böylesine uzun olmasıda cabası oluyor sanırım. Tam tamına 676 sayfa! Keşke her kitap böylesine uzun olsa ahh ahh...

Kitabın konusundan bahsetmeme gerek var mıdır ki acaba? Herkes Judith denilince akla ilk Clayton'un geldiğini -ve tabii ki aşkı yüzünden yaptığı onca berbat şeyleride- biliyordur değil mi? Yoksa sadece bana mı öyle oluyor?. Judith'in yarattığı tüm karakterleri seviyorum elbet ama hikayesini asla unutmadığım, okurken kendimden geçtiğim, her defasında Clayton'un acısını kendi acımmış gibi hissettiğim, onu kendi eşekliği yüzünden çektiği acılarını hafifletebilmek için bağrıma basmak bir arzu duyduğum tek karakteridir. Royce'un da yeri ayrı elbette o benim ilk göz ağrım yani yeri ondan ayrı. Ve kimi zaman bazen çok kısacık bir an böyle kendimden mi geçtim acaba diyebileceğim o minicik bir an dahi olsa Barrons'tan vaz geçip Claytooonnn diye haykıracağımı düşündüğüm anlarda olmuyor değil. Düşünün yani ateş serisinin tutkunuyum ben. Tapıyorum o seriye. O derece seviyorum yani İçinde Aşk Saklıyı ve karakterini ki böyle arada bir acabalar yaşıyorum. :)


Neysee.. Ben şimdi oturupta daha fazla Claytoonn diye yaygara koparmadan bilmeyenler için kısacık bir şekilde konusuna deyinsem iyi olacak. 

Bizim Whitney adında yaramazlıkları ile ünlü ufacık bir kızımız var ve bu ufaklık, Paul diye birine kör kütük aşık -olduğunu sanıyor.- Babası bunun yaramazlıklarına daha fazla tahammul edemeyip Fransaya teyzesinin yanına yolluyor. Teyzeside muhteşem bir kıza dönüştürüyor Whitney'i. Gittiği her baloda, her partide gözde oluveriyor. Her erkek kıza aşık, deli divane olurken bu aşıklar kervanına birde Clayton katılıyor. Ama arada şöyle bir fark var tabii. Clayton kıza bildiğimiz aşık olmuyor. Sadece kendisine varis verebilmesi için Whitney'i uygun görüyor ilk başta. Kızımızda inatçı tutturuyor Paul ile evleneceğim ben diye. Herşeyde böyle başlıyor işte.

Whitney, yemyeşil gözleriyle, neşesi ve espirileriyle, zekasıyla ne kadar ünlüyse inatçılığıylada bir o kadar ünlü. Bu kızın inatçılığı beni deli etti. Öldüresiye dövesim geldi bazı yerlerde. Yatıp kalkıp Paul diye ölmesi çok sinir bozucuydu. Belki de taraf tuttuğum için öyle hissediyor olabilirim ama yani seni sevmeyen, senden kurtulmak için can atan birine bu kadar sadık olmak, her şeye rağmen yine de Paul demek nasıl bir inatçılıktır anlamadım. Birde bunu sevgiyle karıştırıyor ya ona uyuz oldum işte. Hadi madem o kadar seviyosun madem onun için ölürsün o derece aşıksın Clayton sana dokununca seni öpünce niye bu kadar serseme dönüyorsun. Başka birini seviyorsun madem niye başka bir erkeğin sana bu şekilde yaklaşmasına izin veriyorsun. Ah birde Paul sana arkasını döner dönmez o çok sevdiğin adamı hemen bir kenara bırakıp nasıl Clayton'la evlenmeye karar veriyorsun?

Ah Clayton'a ne demeli. Ben onun kadar aşık, onun kadar kıskanç, onun gibi sabırlı, onun kadar duygusal birini daha görmedim hayatımda hiç. Birde öfkesini unutmamak gerek tabii ki. Herşey hat safhada bu adamda, herşey! Öfkelendiği zaman gözü kimseyi görmüyor. Hele de kafasında bişeyler kursun ohh olay birde mantığına yattı mı vay o zaman karşısında ki kişinin haline. Yargılamadan direkt infaz ediyor. Sonra birde büyük pişmanlıklar yaşıyor. Hatasını fark ediyor ama çok geç oluyor işte. Ama ama işte herşeyinde bir nedeni var yani. Adam çok aşık ne yapsın. Çokta güveniyor Whitney'e. Aşırıda kıskanıyor. Öyle hakkında bir kaç şey duydumu deli oluyor. Sadece kendisine ait olsun istiyor. Yani onun bi suçu günahı yok hiç birşeyde. (Kitabı okuyanlar şuan Clayton'u hangi durumdan aklamaya çalıştığımı gayet iyi anlıyorlardır eminim. Anlamayanlar içinde muhakkak okuyun o zaman anlarsınız demekle yetinmek zorunda kalacağım.) Sonrasında da çok pişman oluyor zaten. Ahh o pişmanlıklarını okurken yüreğim kaç defa cız etti. Taa kalbimde hissettim onun acısını.

Off tamam tamam susuyorum. Zaten biliyorum bu kadar uzun yorumları kimsecikler okumaz. Böyle sayfanın sonuna kadar bir yazıyı görünce kapatıp kaçar herkes. O yüzden daha fazla gevezeliğim tutmadan sonlandırıyorum yorumu. Yani bitti işte, tamam bu kadar.
5 puan

2 yorum:

  1. Historical Romance tarzına bu kitapla başlamıştım ve o kadar ama o kadar çok beğenmiştim ki. Hala aklıma gelince Claytoonn diye çıldırıyorum :D Çok çok güzeldi gerçekten. Yorumun da çok tatlı olmuş, :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Clayton'un yeri çok ayrı. ^_^ Vee teşekkür ederim. Epey bi zorlanmıştım bu kitaba yorum yazarken. Bişeyler çıkarabilmişsem eğer mutlu olurum. ^_^

      Sil

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP