aşık bir adam sissoylu elantris kafes
"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Lara Adrian - Kızıl Öpücük (Midnight Breed #2)

Kasım 27, 2013 1 yorum:
Kızıl Öpücük
Tür: Fantastik
Goodreads Puanı: 4.17
Orijinal Adı: Kiss of Crimson
Sayfa Sayısı: 381
Baskı Yılı: 2011
Çeviri: Banu Belgi
Yayınevi: Epsilon Yayınları


Siyahlara bürünmüş yabancı ona geldiğinde neredeyse ölmek üzeredir, bedeni kurşunlardan delik deşik olmuştur ve hızla kan kaybetmektedir. Veteriner Tess Culver onu kurtarmak için mücadele ederken, ne adamın adının Dante olduğundan ne de korkunç bir çarpışmanın ön cephesinde mücadele eden Soylu bir vampir olduğundan haberdardır.Tek bir haz dolu dakika Tess'in adamın dünyasına savrulmasına yeter.Bu tehlikeli dünyada, ıssız vampir sürüleri geceleri sinsice karanlıklarda hareket edip terör estirmektedir.... Karanlık geleceğinden imgeler gören Dante her zaman yarını yokmuşçasına savaşmakta ve yaşamaktadır. Tess onun için bir diğer can sıkıcı sorundan fazlası değildir ama şimdi, birlik saldırı altındadır ve hem Tess'i hem de kendisini gittikçe yaklaşmakta olan tehditten korumak onun görevidir. Sadece bir tanecik düşüncesiz öpücük, genç kızı onun yeraltı diyarının ayrılmaz bir parçası haline getirmiştir ve dokunuşu Tess'in içindeki gizli yetenekleri, tutkuları ve asla sahip olduğunu bilmediği açlığın uyanmasına yeter. Kanla bağlanmışlardır, Dante ve Tess tehlikeli düşmanlarından beraber çalışarak kurtulmak zorundadır. Yaşamın sınırlarını aşacak bir tutkuyu keşfetseler bile bunu yapmalıdırlar.


Bu kitabın yorumunu çok fazla uzun tutmayacağım. Çünkü ilk kitaptan itibaren en merak ettiğim savaşçının -Tegan- hikayesini okumak için sabırsızlanıyorum. Zaten Tegan ile Elise arasında bir şeyler olacağına dair sinyaller aldığımdan beri kitabı bitirebildiğim en hızlı bir şekilde bitirmek için uğraş verip duruyordum.

Dante ile Tess'in hikayeside güzeldi. Tess, -her Soy Eşinde olduğu gibi- özel bir takım güçlere sahip bir veteriner. Dante ise orta çağdan beri yaşam süren bir savaşçı. Annesinden kalan özel güçleri yüzünden sürekli olarak ölümünü görüyor. Ve bundan kaçabildiği kadar kaçmaya çalışıyor. Yani hiç bir Soy Eşine bağlanmak istemiyor. Çünkü bir gün öleceğini bile bile arkasında enkazdan farksız bir aşık bırakmak istemiyor. Ama taa ki ağır yara alıp, Tess'in kanını içene kadar. Kendine geldiğinde onun bir Soy eşi olduğunu anlıyor ama iş işten geçmiş oluyor. Kendini her ne kadar ondan uzak tutmaya çalışsa da, aralarında oluşan bağdan -daha henüz tamamlanmamış olan bağ- dolayı bir şekilde ona çekilmeye başlıyor. Sanırım burda bağ kendini tamamlamak için Savaşçıyı ve Soy Eşini dürtükleyip duruyor. Çünkü bir kaç yerde Tess, Dante'nin kanını içecek olursa nasıl hissedeceğini falan düşünüyordu. 

Lara Adrian - Gece Yarısı Öpücüğü (Midnight Breed #1)

Kasım 26, 2013 2 yorum:
Gece Yarısı Öpücüğü
Tür: Fantastik
Goodreads Puanı:
Orijinal Adı: Kiss of Midnight
Sayfa Sayısı: 445
Baskı Yılı: 2010
Çeviri: Banu Belgi
Yayınevi: Epsilon Yayınları


“Gece Yarısı Öpücüğü karanlık, sınırlarda gezen ve tutku dolu bir vampir hikâyesi.”
Chicago Tribune
“Seksi, zekâ dolu ve zorlayıcı… bunların hepsi Gece Yarısı Öpücüğü’nü tanımlıyor. ”
Fresh Fiction
Gabrielle Maxwell’in en gizli fantezilerini gerçeğe dönüştürecek olan siyah saçlı yabancı, kalabalık gece kulübünde uzaktan onu seyrediyordu. Bir anlığına gördüğü bu adam bütün hayatını değiştirecekti. Fakat Gabrielle’in tanık olduğu cinayet, karanlık ve ölümcül sonuçlar doğuracaktı. Asla var olduklarını bilmediği vampirlerin dünyasına girecek ve asırlardır devam eden bir savaşın ortasında kalacaktı.
Lucan Thorne kendisini, bir ölümlü olan Gabrielle’e bağlayacak ve onu, bu karanlık dünyanın kötülüklerinden korumak için her şeyini riske atacaktı.
Tutkuyla bağlanan iki âşık kaderlerine karşı bu savaşta sonuna kadar mücadele edecekti.

Yaklaşık üç sene öncesinde bir kitap okumuştum. Aklımda okuduğum kitaba dair kalan şeyler sadece, bir kızın fotoğraf çekmek için eski bir mekana gittiği ve oldukça tutkulu bir kitap olduğuydu. Daha sonraları ise adını bir türlü hatırlayamamış ve hangi kitap olduğunu çok merak etmiştim. Şimdi de okudukça aaa ben burayı okumuştum sanki falan diyip dururken, bu kitabın o 3 sene önceki kitap olduğunu anlamış oldum. Çok yaşıyorum bunu, okuduğum kitapların isimlerini unutuyorum ve aklımda tek tük şeyler kalıyor sonrada tekrar okumak istediğimde acaba hangi kitaptı diye bakınıp duruyorum. Mesela öyle merak ettiğim bir kitap daha var. Kızın biri -ya 2 ya 3- kardeşlerine bakmakla yükümlü. Ama çok fakirler falan. O yüzden kardeşlerinden biri bahçeye turp ekiyordu hem yemek hem de satmak için. Daha sonra kız bir malikanede iş buluyor ve malikanenin sahibi de genç bir dükle bu kızın arasını yapmaya çalışıyor. Neyse çok uzatmayayım lafı. Eğer bu kitabın adını hatırlayanınız varsa bana bildirirseniz çoookk mutlu olurum. :)

Judith McNaught - Aldığım Her Nefeste (Second Opportunities #4)

Kasım 11, 2013 Hiç yorum yok:
Tür: Tarihi Aşk Romanı
Goodreads Puanı: 3.79
Orijinal Adı: Every Breath You Take
Sayfa Sayısı: 391
Baskı Yılı: 2006
Çeviri: Melih Ertaş
Yayınevi: Epsilon Yayınları


Gökyüzüne doğru yükselen görkemli görüntüsü ve mücevher gibi parlayan vitray camlarıyla Wyatt Malikanesi, karla kaplı tepenin üzerinde kraliyet tacı gibi durmaktadır. Böyle bir görüntünün, başarı ile mutluluğu simgeleyeceği düşünülse de, Wyatt ailesi uzunca bir süredir mutsuzluğun karanlığında yaşamaktadır. Paranın gücü yaşlı Cecil Wyatt'in kayıp olan torunu William'ı bulmasını sağlayamamış, polis William'ın üvey kardeşi gizemli Mitchell Wyatt'ın bu kayıptan sorumlu olduğundan kuşkulanmaya başlamıştır. 
Kate Donovan, tropik bir adada kendisine hayatının en coşkulu anlarını yaşatacak olan adamın, aynı zamanda en büyük mutsuzluğu da getireceğini bilmeden, karanlık bir karizması olan Mitchell Wyatt'a aşık olur ve bir karabasanın içine düşer. Kendini ve sevdiklerini koruyabilmek için de bu büyüleyici adama savaş açmak zorunda kalır.


Yaklaşık 20 gündür ne kitap okuyorum ne ders çalışıyorum. Kendimi resmen internette öyle boş boş dolanmaya ve arada bir dizi izlemeye adadım. Ders çalışmamamda ki en büyük etken tembelliğim kabul ediyorum ama kitap okumamda ki en büyük etken ise, şuanda yorumunu yapmakta olduğum kitap! Kitaba laf etmiyorum her Judith kitabı gibi buda kesinlikle güzeldi ama içinde birkaç tane benim sevmediğim özelliklerden barındırıyordu.

Judith McNaught - İçinde Aşk Saklı (Westmoreland Saga #2)

Ekim 23, 2013 2 yorum:
İçinde Aşk Saklı
Tür: Tarihi Aşk Romanı
Goodreads Puanı: 4.20
Orijinal Adı: Whitney, My Love
Sayfa Sayısı: 679
Baskı Yılı: 2009
Çeviri: Melek Aslı Öztürk
Yayınevi: Epsilon Yayınları



Whitney'in yanına uzandı Clayton. Başparmağıyla Whitney'in yanağına dokundu ve genç kadının elmacık kemiğinin nazik kıvrımını parmak ucunda hissetti. Clayton bu kadının ruhuna, tazeliğine tapıyordu adeta; Whitney'in tutkusu iç yakıcı ve tahrik ediciydi... Bunu düşündüğünde bile Clayton iliklerine yayılan keskin bir acı hissediyordu. Bu kadın tıpkı onun umduğu gibi, hatta umduğundan da öte bir yaratıktı; inatçıydı, tatlıydı, şehvetliydi, küstahtı ve zekiydi... Heyecan verici bütün zıtlıkları içinde barındıran bir hazineydi. Clayton'ın hazinesiydi.


Böylesi harika kitaplara yorum yazmak daha zor sanki. Öveceğiniz, begendiğiniz ve üstüne basa basa bahsinin geçmesini istediğiniz o kadar yer oluyor ki kitaplarda, nerden başlayacağını ne kadarını anlatacağını şaşırıyor insan. Kitabın nesinden bahsetmeliyim ki diye soruyorum kendime! Her bir tarafı ayrı bi güzeldi. Her bir cümlesinde ayrı bir duyguyu hissediyorsunuz okurken. Kitabın hele de böylesine uzun olmasıda cabası oluyor sanırım. Tam tamına 676 sayfa! Keşke her kitap böylesine uzun olsa ahh ahh...

Kitabın konusundan bahsetmeme gerek var mıdır ki acaba? Herkes Judith denilince akla ilk Clayton'un geldiğini -ve tabii ki aşkı yüzünden yaptığı onca berbat şeyleride- biliyordur değil mi? Yoksa sadece bana mı öyle oluyor?. Judith'in yarattığı tüm karakterleri seviyorum elbet ama hikayesini asla unutmadığım, okurken kendimden geçtiğim, her defasında Clayton'un acısını kendi acımmış gibi hissettiğim, onu kendi eşekliği yüzünden çektiği acılarını hafifletebilmek için bağrıma basmak bir arzu duyduğum tek karakteridir. Royce'un da yeri ayrı elbette o benim ilk göz ağrım yani yeri ondan ayrı. Ve kimi zaman bazen çok kısacık bir an böyle kendimden mi geçtim acaba diyebileceğim o minicik bir an dahi olsa Barrons'tan vaz geçip Claytooonnn diye haykıracağımı düşündüğüm anlarda olmuyor değil. Düşünün yani ateş serisinin tutkunuyum ben. Tapıyorum o seriye. O derece seviyorum yani İçinde Aşk Saklıyı ve karakterini ki böyle arada bir acabalar yaşıyorum. :)

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP