"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Yorum: Tehlikeli Temas - Abbi Glines (Rosemary Beach #1)

Haziran 22, 2015
Tür: New Adult, Romance,
Goodreads Puanı: 4.26
Orijinal Adı: Fallen too Far
Sayfa Sayısı: 256
Baskı Yılı: 2015
Çeviri: Derya İmer Aydınlık
Yayınevi: Pegasus Yayınları


Bambaşka dünyalardan gelen iki üvey kardeş… Asla sizin olmamasi gereken şeylere duyulan arzu…

Blaire Wynn'in en son istediği şey babasının yeni ailesinin yaşadığı Florida'daki Rosemary Sahili'ne taşınmaktır. Ancak seçim şansı yoktur. Bir hastalık yüzünden ölen annesi, ardında yüklü borçlar bıraktığı için Blaire'in Alabama'daki çiftliği elinde tutması mümkün değildir.

Koltuğunun altındaki tabancayla kamyonetini zengin sahil kasabasına çeken Blaire buraya asla uyum sağlayamayacağını bilmektedir. Babasının Paris'e gittiğini ve onu yeni üvey kardeşi Rush Finlay'le yalnız bıraktığını öğrenince daha büyük bir hayal kırıklığı yaşar. İnsanları hor gören, hiçbir şeyden pişmanlık duymayan, adı çıkmış bir rock yıldızının oğlu olan Rush yakışıklı olduğu kadar şımarıktır da… Ve Blaire'i gördüğü anda genç kızın kanına girer.

Yaz ayları ilerledikçe genç kadın, Rush'ın asla tahmin etmediği yanlarını görecek ve birbirlerine karşı hisleri görmezden gelemeyecekleri kadar güçlenecektir. Ancak Rush, Blaire'in tüm dünyasını yıkacak bir sır bilmektedir. Blaire genç adamın tehlikeli temasına kendini kaptırmadan önce bu gizemi ortaya çıkarabilecek midir?

"En sevdiğim Abbi Glines kitabı olarak listemin zirvesine yerleşti."
-Colleen Hoover-
(Tanıtım Bülteninden)


Ve Tehlikeli Temas bitti. Kitap hakkında söyleyebileceğim çok bir şey yok gibi ama bakalım yazdıkça klavyeden neler çıkacak. Hımmm,.. İlk önce şunu söylemeliyim ki kısacık ve çok kolay okunuyor. Kitaba başlama amacım da buydu. At ve Çocuk kaç gündür elimde sürünüyordu ve benim kafa dağıtmaya ihtiyacım vardı. Beklentimi düşürdüm ve sadece rahat okunabiliyor olsun istedim. Bu açıdan beni sevindirdi. Peki ya kitabın diğer yönleri?

Sevdiğim yerleri olduğu gibi sevmediklerim de oldu diyebilirim. Kitabın genelini ele aldığımızda normal bi NA romanından pek bir farkı yok. Hatta bir sahnesi tam bi klişeydi. Gözlerimi devirmeme bile sebep oldu. Ne diyordu Rush? Dur bakalım. Ahh evet. Klasik kötü çocukların seviştiği hiçbir kızı 'yatağına' atmaması durumuydu. 'Bu odaya senden başkası girmedi Blaire. Bu yatağa senden başkasını atmadım.' 'Ah, aman Tanrım ben özelim! BEN ÖZELİM!' Neyse. Bu mesele Amerikalı kızlar için özel ola dursun bizler için artık bayıcı bir klişe olmaktan öteye geçmiyor maalesef. :)


Sevmediğim yönü ise, yazarın arada bir kendini tekrar ediyor oluşuydu. Neredeyse her sorunda Blaire'in ağzından 'beni şimdi evden kovacak' gibi tabirlerin çıkıyor oluşu canımı sıktı. Onun ötesinde hayatının çoğu zorluklar içinde geçmiş. Kendini güvensiz hissettiği ve kimsesi kalmadığı için böyle düşünüyor olması normal aslına bakarsanız. Ama beni tatmin etti mi? Hayır.

Kitaba çok çemkiriyor gibi oldum ama yukarıdaki paragraf hariç beni rahatsız eden başka hiçbir durum olmadığının altını çizelim. Birçok yönden sevdiğim bir kitap oldu. Özellikle çevirisine bayıldım! Küfürlerinden tutunda her bir şeyine kadar kitabın özüne sadık kalınabilmek için özenle çevrilmiş. Çok ufak noktalardaki redaksiyon hataları içinde bu kadar kusur kadı kızında da olur diyerek görmezden geldik artık. Zaten tek tük bir şeydi.

Tavsiye kısmına geçmeden evvel hassas okuyucular için eklemek istediğim bir durum var. Bu kitapta üvey kardeşler birbirine âşık oluyormuş. Yasak değil mi bu? Sen nasıl hiç rahatsız olmadın? gibi cümleler aklınızdan geçiyorsa eğer bu paragraf tam sizlik. :) Öncelikle, üvey kardeş fantezisine fazlasıyla aşinayım. Mangakaların (manga çizerleri/yazarları) çok sık kullandığı bir hikâyedir. Üstelik bu hikâyelerin MM olanlarını okuduğum için FM durumu beni hiç rahatsız etmedi. Kaldı ki kitaptaki karakterlerin aşkları için üvey kardeş aşkı demek biraz abes kaçıyor. Çünkü kardeş olarak yetiştirilmemişler. Birbirlerini ilk gördükleri ana kadar hiçbir bağları olmamış. Sadece Blaire'in babası Rush'ın annesi ile evlenmiş. Bu durumda Rush 19 yaşında, Blaire ise 14 yaşlarındaymış. Aradan da 5 sene geçiyor ve karşılaştıkları zaman, Rush bildiğiniz yetişkin olmuşken, Blaire yetişkinliğe adım atmak üzere -benim için yetişkin demek 21 yaş demektir, yasalar ne derse desin.- Yazar da böylece durumu çok güzel kotarıyor bana kalırsa. Yine de tercih sizin tabii.

Tavsiye kısmına geliyorum ve tüm söylediklerimi toparlıyorum. Bu türde kitap pek okumayanların kafa dağıtmak adına rahatlıkla okuyabileceğini düşünüyorum. Sevenlerde zaten kitabı yalayıp yutabilirler. Birde beklenti meselesi var tabii. Çok yüksek tutmayın beklentinizi ki kitaptan hat safhada keyif alabilesiniz. Kitabı tek cümle ile özetleyecek olursam da; nefesinizi kesen hikâyelerden değil ama nefes almanızı sağlayan hikâyelerden biri olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Ufak bir ekstra. Kitabın her ne kadar ana karakteri Rush olsa da ben daha çok Woods'u sevdim.

Bir ekstra da kitabın kapağıyla ilgili olsun. Öylesine seçilmiş görsel değil bu kapaklar. Tamamen kitaba uyum sağlayan bir tercih. O kenarları pembe, dantelli bikini, platin sarısı saçlar, Rush'ın sırtını kaplayan dövmeler. Kulağındaki halka küpeler vs. Her biri kitapta geçen ayrıntılar. :) 

1 yorum:

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP