"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Alıntı: Karen Marie Moning - İntikam Ateşi (Fever #3)

Ekim 10, 2013

Tür: Fantastik
Goodreads Puanı: 4.37
Orijinal Adı: Faefever
Sayfa Sayısı: 413
Baskı Yılı: 2012
Çeviri: Aylin Kalav
Yayınevi: Epsilon Yayınları (4. ve 5. Kitapları Artemis yayınevinden.)


Tehlikenin farkında mısınız?

ONLAR her yerdeler!

MacKayla Lane, kız kardeşi Alina'nın intikamını almak için Dublin'in tehlikeli sokaklarında canı pahasına mücadele ediyor.

Dokunan herkesin korkunç şeyler yaptığı bir kitabın peşinde, Kelt efsanelerine konu olan yaratıklarla savaşıyor, değişiyor ve yetişkin bir kadına dönüşüyor.

Etrafındaki kimseye güvenmiyor. Ne dizlerinin bağını çözen Fae Prensi Vlane'e, ne henüz ne olduğunu çözemediği Barrons'a, ne de kendisi gibi sidhe-kâhini kızları yöneten Rowena'ya.

Sadece intikamı, yitirdikleri ve dünyanın kaderi için savaşıyor. Ve oldukça da sağlam dövüşüyor.

Kabul ediyorum. Hiçbir zaman ağır veya değil spoiler içermeyen alıntılar yapamayacağım. Ben kitabı okuduktan sonra her zaman hoşuma giden sahneleri paylaşıyorum. Haliyle aralarından sadece bir kaç cümle çıkartıp koyunca da o sahnenin hiçbir anlamı kalmıyor. Çünkü alıntı sadece o cümle için değil o sahne içinde anlamlı ve eğlenceli oluyor. O yüzden eğer okumaya karar verdiyseniz, spoiler içeren alıntılarla karşılabilirsiniz. Tüm bunları kabul ederek "devamını oku"ya basmanızı tavsiye ederim. :)


“Demek evde yatağa atılmayan, dışarı gidip aldatma hakkına sahip, öyle mi?”
“Ha?”
“Hangi kelimeyi anlamadın?” diye alaycı bir ifadeyle sordu.
“Mantıksız konuşan şensin. Burası ev değil, asla olmayacak ve kimsenin kimseyi yatağa atacağı falan yok!” Resmen bağırmıştım.
“Bunu fark etmediğimi mi sanıyorsun?” Altımdaki vücudunu kımıldatıp utanç verici bir şeyin farkına varmamı sağladı.


“Ellerimi bırak.”
“Bırakmamı sağla,” diye sataştı. “Voice ile beni mecbur et Bayan Lane. Haydi, küçük kız, bana biraz gücünü göster.”


“Onunla yattın mı?"
“Hayır,” dedim dişlerimi gıcırdatarak.
“Hiç mi?”
“Hiç,” diye dişlerimi sıkarak cevapladım.
Odadaki şiddet havası biraz yatışmıştı. Gözlerimi kısarak ona baktım. Mesele bu muydu? Öfkesinin kaynağı bu muydu? Barrons kıskanmış mıydı?


“Onun âşığı mıydın?”
Bakışlarını bana çevirdi. “Evet.”
“Ah...” Kakaoyu kaşıkla karıştırdım. “Biraz yaşlıydı, sence de öyle değil mi?” Bunu söylediğim anda çenemi tutamadığıma pişman olmuştum. Yine görünüşe göre karar veriyordum; gerçeklere göre değil. Oysa gerçek olan, Barrons’un onunkinin en azından iki katı ya da kim bilir daha kaç katı yaşında olduğuydu.
Dudakları gülümsercesine hafifçe kıvrıldı.
Ağlamaya başladım.
Barrons dehşete düşmüş gibiydi. “Şunu hemen kesin Bayan Lane.”
“Yapamıyorum.” Burnumu çekerken yüzümü görmesin diye fincana doğru eğildim.
“Daha çok gayret et!”
Burnumu gürültülü bir şekilde çekip titredim ve gözyaşlarımı sildim.
“Bir süredir... onun sevgilisi değildim,” diye açıkladı. Bir yandan da dikkatle beni izliyordu.


“Siz dişi kazsınız Bayan Lane. Erkek kaz benim.”
Sanki cinsiyeti konusunda yanılabilirmişim gibi... “Mecazi anlamda kullandım,” diye sert bir ifadeyle açıkladım. “Espri yapıyordum. Espri yaptığın kişi bunu anlamayacak kadar kalın kafalıysa zekice espriler yapmanın ne kıymeti kalır ki?”
“ Ben kalın kafalı değilim,” diye aynı sertlikle karşılık verdiğinde çocukça tartışmalarımızdan birinin daha ufukta belirdiğini anladım. “O dediğinin mecaz anlamı yok. Mecaz ne demekmiş sözlükten bakıp öğren.”


Kocaman bir doğum günü sahnesi. Bence baştan sona okuyun. Benim en çok eğlenerek okuduğum sahnelerden biridir. :)

İç çekerek kalktım. Gidip pastayı buzdolabından çıkar­dım. Frambuaz ve çikolatalı krema dolgulu yedi katmanlı bir pastaydı. Dışı donuk pembe krema kaplıydı ve üzerin­de zarif bir el yazısıyla, Doğum Günün Kutlu Olsun JZB, yazıyordu. Yazının etrafı da küçük çiçeklerle süslenmişti...
“Aklım karıştı Bayan Lane. Bu pasta benim için mi yok­sa sizin için mi?”
...“Siyah kremaları kalmamıştı,” dedim ters bir ifadeyle. Tepkisi hiç de kafamda kurduğum gibi değildi. Bir nebze olsun etkilenmiş ya da keyifli görünmü­yordu. Aslında pastaya dehşet ile... acımasız tutku karışımı bir ifadeyle bakıyordu; tıpkı benim yaratıklara öldürme­den önce baktığım şekilde...
“Mumların âdetten olduğunu sanıyordum,” dedi so­nunda.
Cebimden rakam şeklindeki mumları ve özel olarak kendi şekillendirdiğim bir mumu çıkarıp pastanın üzerine diktim. Yüzüme sanki boynumdan birden ikinci bir kafa çıkarmışım gibi baktı.
“Pi mi Bayan Lane? Lise matematiği konusundaki bil­ginizi eksik buldum.”
“Bir kere D notu alabilmiştim. Ayrıntılarla aram hiç iyi olmamıştır. Ama ana konuları unutmam.”
“Niçin pi sayısı?”
“irrasyoneldir ve sayılamaz." Amma komik kızım, değil mi?
“Aynı zamanda sabittir,” dedi ters ters.
...
Bakışlarını pastadan bana çevirdi.
“Bu sadece bir pasta. Sürpriz olmadığına yemin ede­rim. İçinde doğranmış Melun parçaları yok,” diye takıl­dım. “Hatta ilk dilimi ben yiyeceğim.”
“Bu ‘sadece’ bir pastadan çok daha fazlası Bayan Lane. Bunu yaptırmış olmanızın anlamı...”
“Canımın tatlı çektiği ve kendimi şımartmak için seni bahane olarak kullandığımdır. Haydi, mumları üfle. Ve neşelen biraz Barrons.” Nasıl olup da üzerinde durduğum buzun ne kadar ince olduğunu fark etmemiştim? Hangi akla hizmet, ona pasta alıp sonra da anlaşılmaz veya tuhaf olmayan bir tepki vermesini beklemiştim?
“Bunu senin için yapıyorum,” dedi gergin bir ifadeyle.
“Anlıyorum,” dedim. Balon alma fikrinden vazgeçtiğim için gerçekten memnundum. “Sadece eğlenceli olacağını düşündüm.” Sevimli süslemelerin üzerine damlamaya başlamadan mumları söndürsün diye pastayı iki elimle tu­tarak gidip önünde durdum. “Biraz eğlence fena olmaz.”
Odayı dolduran şiddeti, patlamasından yalnızca bir sa­niye önce algılayabilmiştim. Geriye dönüp o anları tekrar düşündüğümde, öfkesine hâkim olduğuna inandığından onun da neredeyse benim kadar şaşırdığı fikrine kapılıyo­rum.
Pasta, mumlarıyla birlikte bir anda elimden infilak eder­cesine fırlayarak uçup tavana yapışmış ve krema parçalan yere dökülmeye başlamıştı. Yukarı baktım. Canım pastam ne hale gelmişti.
Nasıl olduğunu anlamadan kendimi duvarla Barrons’un vücudu arasında sıkışmış halde bulmuştum. İstediğinde ürkütücü derecede hızlıydı. Doğrusu Dani ile yarışabilirdi. Tek eliyle bileklerimden yakalayıp ellerimi başımın üzerinde duvara yapıştırmıştı. Diğer eli ise boğazımdaydı. Başını eğmiş derin derin soluyordu. Bir an için yüzünü boynuma gömdü.
Sonra birden başım kaldırıp bana baktı. Konuştuğun­da sesi hiddetle kısılmıştı. "Bunu bir daha asla yapmayın Bayan Lane. Beni aptalca törenleriniz ve ahmakça klişele­rinizle aşağılamaya kalkmayın. Bir daha asla beni insanileştirmeye çalışmayın. İkimizin aynı olduğunu düşünme hatasına düşmeyin. Aynı değiliz.”
“Her şeyi mahvetmek zorunda mıydın?'’ diye bağırdım. “Bütün gün hevesle bunu beklemiştim.”
Beni şiddetle sarstı. “Hevesle pembe pastaları bek­lemekle işin yok. Senin yaşamın bu değil artık. Yaşamın kitabı arayıp bulmak ve hayatta kalmak. Pembe pastaların yaşamında yeri yok. Bu ikisi birbirini dışlayan şeyler, seni lanet aptal.”
“Hayır değiller! Ancak pembe pastalar yemeğe devam ettiğim sürece, kitabın peşinden gidebilirim. Haklısın... biz aynı değiliz. Ben gece vakti Karanlık Bölge’de elimi kolumu sallaya sallaya gezemiyorum. Bütün yaratıkları korkutup kaçıramıyorum. Benim gökkuşaklarına ihtiya­cım var. Senin yok. Artık anladım. Barrons’a doğum günü partileri düzenlemek yok. Yolunu gözleme ve işine gelme­diği sürece seni kurtarmasını bekleme cümlelerinin yanı­na bunu da not edeceğim. Eşeğin tekisin. Değişmezsin, sabitsin sen. Bunu unutmayacağım.”
Boğazımdaki eli gevşedi. “İyi.”
“Güzel,” dedim ters bir tavırla. Neden öyle dediğimi bilmiyorum. Sanırım sadece son lafı eden ben olmak is­temiştim.
Dik dik bakıştık.
Vücudundan yayılan enerjiyi hissediyordum. İfadesi vahşiydi. Çok yakındı.
Dilimin ucuyla dudaklarımı ıslattım. Bakışları oraya ki­litlendi. O sırada nefes almayı unuttuğumu hatırlıyorum.
Birden öylesine hızla uzaklaşıp arkasını dönmüştü ki uzun paltosunun etekleri savrulmuştu. “Bu bir davet miy­di Bayan Lane?’'
“Öyle ise ne olur?” diye sorduğumda kendim de hayre­te düşmüştüm. Ne yaptığımı sanıyordum.
“Varsayımlarla işim olmaz. Küçük kız.”


*Önemsiz küçük bir kaç cümleyi atladım. Sadece yazıyı iyice uzatıcaktı. Atladığım yerlerde önemli hiçbir şey yok merak etmeyin. :)

Doğum gününün ertesi gününde Mac'ın kapısına bıraktığı not: 
Bayan Lane,
Bu akşam İskoçya’da bana katılmanızı tercih ederim ama yaşlı cadıya yardım etmekte ısrar ederseniz, istediğiniz üzere işte anah­tarlar. Sizin için onu çektim. Kapının önündeki kırmızı araba. Fikrinizi değiştirirseniz arayın. En geç saat 16:00’da olmak kaydıyla bir uçak yollayabilirim.
SE **

**SE; Sabit Eşek anlamında, Barrons doğum gününü mahvedince Mac ona Eşeğin tekisin sen. Sabitsin. diyordu. hatta bir kaç cümle üstte de diyalogu geçmekte :)

Yavaşça geriye dönüp gözlerine baktım. O anda gergin­leşti ve sessizce içine derin bir soluk çekti. Bir an sonra yanağıma dokundu.
“Acı ne kadar belli,” diye fısıldadı.
Yüzümü avucuna yaslayıp gözlerimi yumdum. Par­maklarını saçlarımın arasına sokup başımı avucunun içine alarak damgasını okşadı. Dokunuşuyla dövme yeri ısın­mıştı. Eli kafatasımın alt kısmından sıkıca kavrayıp bastı­rarak beni yukarı kendine doğru çekip parmak uçlarıma kaldırdı. Gözlerimi açtığımda derin derin soluma sırası bana gelmişti.
“Bunu bana bir daha kesinlikle yapma.” Yüz ifadesi so­ğuk ve katıydı, sesindeki ifade daha da soğuktu.
“Neden? Ne yaparsın?”
“Yaradılışımda olanı. İçeri gir. Ders zamanı geldi.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP