"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Judith McNaught - Sen Gelmeden Önce (Westmoreland Saga #3)

Ekim 16, 2013
Sen Gelmeden Önce
Tür: Tarihi Aşk Romanı
Goodreads Puanı: 4.06
Orijinal Adı: Until You
Sayfa Sayısı: 408
Baskı Yılı: İlk Baskı 2005, İkincisi 2008
Çeviri: Duygu Uğur 
Yayınevi: Epsilon Yayınları



Sheridan Blomleigh'in çocukluğu bir at arabasında, babasıyla birlikte mutlu bir gezgin gibi Amerikan kasabalarını dolaşarak geçmiştir. Ancak on dört yaşına geldiğinde evde kalmış teyzesinin hoşgörüsüz eğitimi altına girmek zorunda kalır.
Varlıklı genç hanımlara eğitim veren bir okulda öğretmenlik yapmaya başladığında, öğrencilerinden Charise'in bir lordla evlenmek üzere İngiltere'ye gideceğini öğrenince, hayatında yeni bir sayfa açma umuduyla ona refakatçi olmayı kabul eder. Charise, gemide tanıştığı biriyle bir limanda inip ortadan kaybolunca, Sheridan, Londra'ya tek başına gidip Charise'in nişanlısına hesap vermek zorunda olduğunu düşünür.
Ancak Londra'da beklenmeyen bir olay olmuş ve Charise'in nişanlısı bir kazada yaşamını yitirmiştir. Kazaya sebep olan Lord Stephen Westmoreland, suçluluk duygusu içinde, limana açıklama yapmaya gelmiştir. Durumu Sheridan'a açıklamaya çalışırken, bir vinciin tadışıdığı ağır bir kargo genç kızın başına çarpar. Lord, kendini kaybeden Sheridan'ı evine götürüp doktoruna teslim eder.


Bu kitabı neden bu kadar uzun zamandır okumayı reddediyorum, elime almaya korkuyorum, ön yargıyla yaklaşıyorum bilmiyorum desem yalan olur biliyorum ama ön yargıyla yaklaşmamak gerektiğini bir kez daha öğrenmiş oldum. Judith her zaman ki gibi donatmış kitabı. Uzun çok uzun zamandır elime Judith kitaplarını almıyordum. Bu kadar uzun bir aradan sonra çok güzel bir başlangıç oldu. Bu ayı Judith ayı yapmaya karar verdim böylece. Her kitabını tekrardan okuyacağım ama bu sefer yorumlamaya çalışarak tabiiki.

Sen gelmeden önceye dönersek, çok klişe bir sözle yorumuma başlayacağım ama kitap gerçekten güzeldi. İyiki okumuşum diyorum. Judithin o kafasına bir şey taktımı arkasını aramayan, soru sormayan, sadece gördüğüne ve kafasında yarattığı olaylara, fikirlere inanan erkeklerini okumayı baya bir özlemişim. Hele bu erkekler Westmoreland soyundan geliyorsa onları okuması ayrı bir eğlence oluyor ve tabiki üzücü. Westmoreland erkeklerine aşık olan her kadın için kitabın bir bölümünde muhakkak bir acıma duygusu hissediyorsunuz. -ve belki ufak bir kıskançlık dürtüsü:)- Çektirmedikleri şey kalmıyor zavallı kızlara. Gerçi içlerinde en duygusal olanı yine de Stephen'di.

Stephen, sisli bir gecede evine dönerken adamın birine çarpıyor ve adam ölüyor. Bu suçluluk duygusuyla boğuşurken birde adamın ertesi gün evleneceğini öğreniyor. Buda üzüntüsünü iki katına çıkarıyor haliyle. Kıza nişanlısının öldüğünü haber vermek için onu karşılamaya gidiyor.

Kızda Amerikadan gelen, paralı bir refakatçi. İşin aslı kızda asıl nişanlıyı kaybetmiş. Asıl nişanlı başka biriyle evlenmek için gemi bir limanda durduğu anda kaçıyor. Ve bunu Barona nasıl söyleceğeni bilemiyor.

Olaylarda burda karışıyor işte. Kız limanda onu bekleyen adamın Baron olduğunu sanıyor. Stephen'de gelen kızın Baronun nişanlısı olduğunu sanıyor. Kötü haberi verdiğinde kız zaten korku içindeydi. Ama Stephen bunu fark etmiyor tabiiki. Kızda haberi alır almaz hiç bir açıklama yapmadan geri dönüyor ve işte tam orada bir kaza geçiriyor. Başından aldığı bir yara ile hafızasını kaybediyor. Stephen bununda sorumlusu olarak kendisini görüyor. Eğer kıza pat diye böyle bir haber vermeseydi, kız şok içinde olmayacaktı ve üstüne doğru gelen yükleri zamanında görüp kaçabilecekti.

Vicdan azabı gittikçe artarken kızın hafızasını kaybetmesiyle onu evinde konuk ediyor. Kızıda rahat edebilmesi, kendisini güvende hissedebilmesi için nişanlısı olduğunu söylüyor. Yani kendini ölen adamın yerine koyuyor. Sonra bir anda hem adamın hayatını çaldığını, hem de onu öldürmek yetmemiş gibi birde nişanlısınıda çalmak istediğini fark ediyor. Kızdan etkilenmeye ondan hoşlanmaya başlıyor. Ama bunu kendisine yediremiyor tabiki. Önce adamın canını al sonra nişanlısını. O yüzden kıza yeni bir damat bulmayı düşünüyor.

Kısacası olaylar iyice bir arap saçına dönmeye başlıyor. Birde kızın hafızasını geri kazanması olayı var tabiiki. Ve o anda yaptığı saçmalıklar. O anı elbette söylemeyeceğim ki kitabın tüm heyecanı zaten o sayfalarda başlıyor. Rahat bir 200 sayfayı zar zor okuyabilirsiniz yani onuda eklemeden geçmeyim. Biraz fazla durağan ve sanırım çeviriden kaynaklı sıkıntılar var.

Sonrasında Stephen'de saçmalamaya başlıyor. Kimseyi dinlemiyor herkesten uzaklaşıyor içine kapanıyor. Aşırı öfkeli biri olup çıkıyor. Her gece kolunda başka bir kadın... Ama arkadaşları ve ailesi bu duruma el atmazlarsa olmaz değil mi? İlla iki inatçıyıda barıştırmak istiyorlar. Eh kimse Stephen'ın bu şekilde davranacağını kestiremiyor ve sonuç olarak daha büyük bir zarar veriliyor zavallı kızcağıza. Stephen gerçekten çok iğrenç davranıyor. Gerçi abisi kadar acımasız değil ama ondan da aşağı kalır yanı yok değil hani.

Ve geriye itiraf edilmeyi bekleyen sırlar, söylenmesi gereken sözler, bir dolu vicdan azabı, bir dolu aşk acısı kalıyor... Her şey, her kitapta olduğu gibi doğru yolu buluyor elbette ama o ara kısımlarda olan ayrılıkları, acıları, üzüntüleri, ve aşkı okumak hele de kitap Judith'in elinden çıkmışsa insanda ayrı bir tad bırakıyor. Birde bu kitapta diğer kitaplara nazaran daha fazla Judith'in diğer karakterlerine yer verilmiş. Clayton, Jordan, Jason ve eşlerinide ara ara görüyoruz. Kitabı sevmemin diğer bir yanıda özlediğim karakterleride görmek ve okumak oldu.

Kitabın sevmediğim yanı ve okurken çok zorlanmama her an okumaktan vaz geçmeme sebep olabilecek ve favori kitaplarımın arasına girmesine engel olan tekbir şey vardı. Oda yaklaşık ilk 200 sayfadaki yazarın uslubu. Sanki zorla yazmış gibi bir havası vardı. Cümleler sanki Judith'in kaleminden çıkmış gibi değildi. Bilemiyorum belki de çeviriden kaynaklı bir sorundur ama her halükarda o sayfaları okurken çok sıkıldığımıda dile getirmek istiyorum. Kitabı okumaya karar verenler, sırf o 200 sayfadan sonrası için başta çekeceğiniz çile kutsaldır diyorum. Yani benim seneler önce yaptığım gibi bu ne biçim kitap yaa diyip rafa geri kaldırmayın kitabı. Sıkın dişinizi ve okuyun. Sonuçtan gerçekten memnun olacaksınız...

4 puan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP