"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Maya Banks - İskoçyalı'nın Kollarında (McCabe Trilogy #1)

Ekim 06, 2013
İskoçyalı'nın Kollarında
Tür: Tarihi Aşk Romanı
Goodreads Puanı: 4.08
Orijinal Adı: In Bed with a Highlander
Sayfa Sayısı: 354
Baskı Yılı: 2012
Çeviri: Miray Çınar
Yayınevi: Koridor Yayıncılık


Mairin Stuart, yatağının kenarındaki taş zeminde diz çökmüş bir şekilde dua ediyordu. Eliyle boynundaki deri kolyenin pürüzsüz yüzeyinde gezdirdi. Küçüklüğünden beri ezberlediği kelimeleri fısıldayarak her zaman yaptığı gibi bitirdi duasını. "Lütfen, Tanrım. Beni bulmalarına izin verme."

Ewan McCabe kazanmaya ant içmişti. Savaş çanları çalıyordu. Bütün klan onun emrindeydi ve Ewan ona ait olanı düşmanlarından almaya hazırdı. Ta ki bir gün ruhu masmavi gözlerinde hapsolmuş, simsiyah saçlı bir kız oğlunu kurtarıp bir anda hayatını değiştirinceye kadar. Mairin, Ewan'ın klanı için bir kurtuluş olabilirdi fakat yıllarca intikam ateşiyle yanıp tutuşan bir adamın nazarında durum göründüğünden farklıydı.

Kralın gayrimeşru kızı olan Mairin uzun zamandır dış dünyadan uzakta. bir manastırda yaşıyordu. Ancak evlendiğinde sahip olabileceği zenginlik yüzünden kaçırıldığı gün başına gelecek felaketten habersizdi. McCabe'in adamları onu kurtarmış olabilirdi fakat bu aynı zamanda en büyük korkusunu da uyandırmıştı: Ewan McCabe ile evlenmek zorunda olmak... Ona direnirken aslında kendi arzularına da direndiğini fark edecekti.


Kitapları konularına bakmadan okumaya bayılıyorum! Böylece benim için daha heyecanlı hale geliyor herkese tavsiye ederim valla. Zaten bir kitabı sevip sevmeyeceğim ilk 20 sayfasında belli olur. O zamana kadar dikkatimi çekmemişse elimde dolanır durur o kitap. İskoçyalının Kollarında’yıda bu şekilde okumaya karar verdim ne arka kapak ne konusu ne yorumlara baktım. Bunu okumalıyım dedim ve aldım elime kitabı. Bu yüzden kızı Lord Cameron kaçırınca aralarında bir aşk doğacak diye beklemedim de değil hani. Hal böyle olunca kızı öldüresiye dövmesine hem bir türlü anlam veremedim hem de ilerde kendisini nasıl affettirecek diye hayaller kurmamda işin cabası oluyor sanırım.

Demiştim ya kitabın konusuna bakmadan okumayı seviyorum çünkü o zaman kitap daha bir heyecanlı oluyor diye. Heh işte kız kaçıp Ewan McCabenin himayesine girince beni büyük bir heyecan sardı dedim acaba Cameron klanının kıyafetlerini giyiyor diye kızı asacak kesecek falan Lord Cameron’da gelip kızı kurtaracak diye ama o düşüncelerimde değişti sonra tabii okuya okuya. Sonra dedim Acaba Ewan’la mı evlenecek falan. Hiç ihtimal vermemiştim ilk başlarda açıkçası onunla evleneceğine. Sanırım kızımız Ewan’ı ilk gördüğünde ki tepkilerinden olsa gerek. Onu hiçte yakışıklı biri olarak anlatmayınca “Allah Allah bu kız kime aşık olacak yaaa” diyip durdum. Arada bir aklıma Ewan’ın erkek kardeşi Alaric’te gelmedi değil hani. İsyan içerisinde olduğuma da bakmayın aslında daha bir severek okudum kitabı böyle olunca. Tabii çok geçmeden Ewan’a kafasına kızla evlenme fikrini sokan hizmetçi işin içine girince “hııı şimdi çıktı işin kokusu, her şey olayı buraya getirmek için yazılmış falan filan” demeye başladım. 

Gelelim kitabı sevip sevmediğime; “Bayıldım! Harika!” falan diyemem bu kitap için. Neden diye sormaya gelince: o kadar çok kitap okudum ki artık hepsi birbirinin tekrarı gibi oldu. O yüzden beni şaşırtacak kitaplar çok nadir karşıma çıkıyor. Hele de kurgu olaylar biraz daha amatörce –amatörce dediğime bakmayın da nedense okuduğum her yazarı Judith’le karşılaştırmaya bayılıyorum, onun kitaplarını okurken aldığım zevki almıyorsam ve anlatımı onunki kadar güzel olmuyorsa o kitap benim için biraz daha amatörcedir- olunca kitabı okumak bana bazen tam bir işkence oluyor. Allahtan bu kitap işkenceye dönüşmeden okuduğum gibi bitti. Kitabı okurken hissettiğim açlığını duyduğum çok şey oldu. Mesela Ewan ile Mairin’in aşkları! Çok eksikti neredeyse hiç denecek kadar az hissettim. Heyecan yoktu olay yoktu. Bir kaçırılma olayı oldu, oda olduğu gibi bitti zaten. Ha birde Mairin’in Kral’ın yardımcısı tarafından Lord Camerona verilmesi oldu karısı olarak onu da unutmamak lazım tabii birkaç sayfada olsa. 

Canım çilekli dondurma çekmişte –bayılırım çilekli dondurma için yani bir oturuşta 15-20 tane rahat yerim belki daha fazla ondan ona benzetiyorum yani- bana şöyle sadece tadımlık bir kaşık vermişler gibi hissettim kitabı okurken. Keşke kızın kaçırılma olayı birazcıcık daha aksiyonlu olsaymış diyorum ya da Ewan karısını geri alırken Lord Cameron’dan. Hiç aksilik falan çıkmadı yani keşke çıksaymış ne bileyim kalenin penceresinden gizli saklı inerlerken ip kopsaymış mesela, odanın dışında bir gürültü kopsaymış ya da Ewan tam içeri girdiğinde Lord Cameron’da girseymiş oda da köşe bucak saklansaymış Ewan. Ayırca Lord Cameron bebeği düşürmek istediğinde Mairin’in söylediklerine çok çabuk kandı keşke bu kadar çabuk olmasaymış yazar biraz daha süründürseymiş okuru dedim. Bunun gibi yani. Her şey eksik yarımdı. Ama dili sadeydi kitabın. Bazı kitapları okurken bir cümleyi anlayabilmek için 2-3 defa okuduğum olurdu bunda öyle bir durum söz konusu değildi.

Kitabın en sevdiğim yanı Ewan oldu! Mairin’e karşı çok sabırlı oluşunu, ona olan aşkını çok çabuk kabullenişini, çocuğuna olan sevgisini, hele de Mairin zehirlendiğinde başından hiç ayrılmayışını çok sevdim. Tam bir romantikti diğer İskoç erkeklerine göre. 

Sonuç olarak; kitap okurun istediği her şeyi cuk diye önüne koymuş diyebiliriz. Ben okuru biraz daha süründüren kitapları seviyorum, her şey böyle çok çabuk olunca eksiklik hissediyorum muhakkak. Ama her şeye rağmen bir günde bittiğine göre güzel bir kitaptı. Çerezlik, zaman geçirmek için çok rahat okunacak bir kitap. Tavsiye edebilirim. =)
 
3 puan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP