"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Bitik Adam - Giovanni Papini

Ağustos 25, 2016
Benim için okuması zor ama keyifli bir kitap oldu Bitik Adam. Okumakta zorlanmamın sebebi de şu: Yazar o kadar öfke, nefret, kin ve küçümsemeyle dolu ki okurken tüm o düşmanlığı buram buram hissetmek insanın içini nefretle doldurma noktasına getiriyor. Bu da zaman zaman soluklanma isteğiyle birlikte bir yavaşlık veriyor sizlere. Korkuyorsunuz çünkü içinize işleyecek ve kitabı kapattığınız zaman o nefret dolu bakış açısına sizde sahip olacakmışsınız gibi geliyor.
Neyim ben, Tanrı aşkına! Hayatımı doldurmaya, zamanımı çalmaya, ruhumu didiklemeye, düşüncemi emmeye, dostunuz, sırdaşınız ve haberciniz olmamı istemeye ne hakkınız var sizlerin? Beni kim sandınız? Tokatlanasını suratlarınızın önünde aklın komedyasını her gece sergilemek için maaş bağlanılan bir oyuncu muyum ki ben?
Aslında yazarın hissettiklerini bu denli güçlü aktarabilmesi çok büyük bir başarı. Bakış açısı işe eşsizdi. Öyle bir ego, öyle bir büyüklük, kendini Tanrı olarak görmesi, herkesin kusurlu olduğuna inanması ve kendisini onları düzeltmeye adaması... Yani tek bir satırda bile öff ne saçmalıyor bu demiyorsunuz. Onun bakış açısıyla baktığınız için herkesi küçümsemek size çok normal geliyor. Zaten hakir görmezseniz saçmalayan siz olacakmışsınız hissi yakanızı bırakmıyor.
Hayret! En iyi parçamı, bedenimin en canlı parçasını, kanımdaki en üstün parçayı, hayatımda paylaşmaktan en çok sakındığım sırrı size verdikten sonra karşılığında bana vere vere bunları mı veriyorsunuz?
Kitap baştan sonra yazarın düşüncelerini içeriyor. Tek oyuncu o. Tek gerçek o. Tek düşünce o. Yazarı, anlatımındaki gücü çok sevdim ben. Bu kudreti diğer kitaplarında da okuyabileceksem eğer gözüm kapalı alırım kitaplarını.
Herkesin sadece yemek yemek ve para kazanmakla, eğlenmek ve emir vermekle ilgilendiği bir dünyada ara sıra birisinin çıkıp şeylerin görünümünü tazelemesi, olağan şeylerin olağanüstülüğünü, banallikteki gizemi, çöpteki güzelliği hissettirmesi gerekir. Fikir ve gelenek kölelerinden, asalak ve yapmacık ukalalardan, eski efsaneleri anlatan vaazcılardan, ahlaki ve mistik hapishanelerin tutsaklarından, tüm eski sosyal normların ve tüm ortak noktaların inatçı papağanlarından oluşan çok geniş ve çok güçlü bir katmanın ortasında, bir gece uyandırıcısına, bir saf zekâ gardiyanına, kaslı bir kazmacıya; meydan ışıklarına, yeniden kazanılmış özgürlük ağaçlarına, gelecekteki yapılara yer açmak adına yakan ve yıkan iyi niyetli bir yangıncıya gerek duyulur.

İtalya'da benim tükenmiş, güçten düşmüş, bitik bir adam olduğum söylentileri dolaşıyor, öyle mi? Gerçekten de benim bir saman alevi olduğumu ve son küllerimin de bahar esintisiyle uçup gittiğini mi söylüyorlar?

Yavaş olun, çocuklar! Durun biraz, rica ederim. Bitmek de neymiş! Daha başlamadım bile. Yapmış olduğum ne zaman! her şeyi bir ön söz, bir giriş, erkene alınmış bir kaynakça, bir duyuru, bir ilan ve hatta isterseniz, içindekinin daha iyi bir şekilde olgunlaşmasını sağlayacak bir şıra ve köpük taşması olarak hayal edin. En iyisi şimdi başlıyor: Ben daha bugün doğuyorum.

Saman alevi sevinç ateşiydi, yapay bir ateşti, kızların rüzgâr gülüydü, gülünecek, eğlendirici şeylerdi ama bugün kendimi hiçbir zaman söndürülemeyecek ve dünyayı ateşe verecek bir yangını başlatıyormuş gibi hissediyorum!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP