aşık bir adam sissoylu elantris kafes
"Dünyada sadece tek bir şey kötü yürekli bir insana karşı durabilir. O da başka bir insandır.
Ayıbımızda yatar şerefimiz. Sadece bizim ruhumuz, kötülüğe açık olan ruhumuz, onu yenmeye muktedirdir.

― Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil
shadow

Yabancılık Oyunu - Cylin Busby

Kasım 12, 2017 1 yorum:

Yabancılık Oyunu, @misiskitap tan okuduğum en iyi kitaptı. Açık konuşmak gerekirse başta bi tereddüte düştüm. Beni neyin karşılayacağını bilemedim. Dramatik bi aile geçmişi ile hayatına devam etmeye çalışan bir kız kardeş okuyacağımı düşünmüştüm. Fakat okumaya devam ettikçe yanıldığımı fark ettim ve çok sevdim.

Spoilera girmeden konusuna dair anlatabileceğim tek şey, 4 yıl kadar önce kaybolan bir kızın tekrar geri dönüşünü, kayboluşundaki sırları ve flashbackler ile Sarah'ın geçmişini anlatıyor.

Gizemli, sırlarla dolu hikayeleri okumayı seviyorsanız, üstüne bir de "beni çok yormasın ama bu sefer, beynim allak bullak olsun istemiyorum," diyorsanız rahatça okunanan Yabancılık Oyunu'nu rahatça önerebilirim.

Ölüm Yarışı - John Dixon (Ölüm Adası#2)

Kasım 01, 2017 Hiç yorum yok:
Instagram yorumlarına o kadar alışmışım ki artık eskisi gibi detaylı ve uzun yorumlar yazamıyorum. Ölüm Adası yorumu da öyle oldu. Kısacık bişi ama napalım artık. 😁

Ölüm Yarışı bitti. Vay be dedim sonlara doğru. Epey heyecanlıydı. Nasıl sonuçlanacağı merak ettirdi bolca. Ölüm Adası'ndan daha iyiydi bana kalırsa. Ve bi üçüncü kitap gelse ne gerek vardı denmez kesinlikle alınır okunur. 😍 Okumam bu kadar uzun sürdüğü için üzgünüm yahu. Keşke daha önce otursaymışım başına. ☹

Seriyle tek derdim kimi diyalogların yetersiz hissettirmesi. Yani nasıl anlatılır ki?🤔 Samimi gelmediği anlar oluyor karakterlerin o kadar. Bir de hurra kelimesine sinir oluyorum. 😂

Yabancı - Albert Camus & Jacques Ferrandez

Ekim 26, 2017 1 yorum:
Günaydın.🙆

Yabancı'yı Kurukafa yayınlarının çekilişinden kazanmıştım. Gelir gelmez okudum. Çizimleri baskısı şahane. 😍 Ben daha çok manga okumaktan keyif alırım fakat bir türlü yıldızımın barışmadığı çizgi romanların sonunda Yabancı'yı okurken "Bitmesin." demeye başladım. 🙈 Özellikle çizimlerine bayıldım. Başından kalkamamamın sebebi de bu olsa gerek. Çok güzeldi. Bir ara tekrar okuyacağım. 😍

Kitabını okumadığım için her iki romanı karşılaştıramayacağım. Ne denli iyi aktarıldığını bilemiyorum yalnız kesinlikle kitabını okumak, Meursault'un bu kayıtsız görüntüsünün altında yatanlara daha bir inceden şahit olmak istiyorum.

Kitabını okuyanlar hikayeye aşinadır zaten yine de ben çizgi roman üzerinden şöyle bi değineyim.

Meursault'un annesinin vefatıyla başlıyor çizgi roman. Hikaye boyunca duygusuz denilebilecek aslında sadece her şeyi anlamsız bulan bir karakter var karşımızda. Onun için her şey, ölüm de yaşam da anlamsız, manıksız. Ne zaman ki özgürlüğü elinden alınıyor o vakit anlıyor, o an anlam kazanıyor her şey. Hani hep kaybedince anlarız ya değerini bir şeylerin. Meursault da yaşamın, sevmenin, mutluluğun değerini anlıyor nihayet ve diyor ki "İlk defa her şeyi kendime bu kadar yakın hissediyorum ve nihayet kardeşçe... Anlıyorum ki mutlu olmuşum geçmişte. Şimdi de mutluyum yine."


İhanet - Scott Bergstrom (The Cruelty, #1)

Ekim 14, 2017 Hiç yorum yok:
Güzeldi valla ama öyle çok çok muazzamdı diyemem. Sadece okumayı, konuyu ve karakteri sevdim diyebilirim. Kitabı kapattığımda keşke devamı olsaydı demiştim ve şimdi seri olduğunu görünce epey sevindim.

Tipik YA romanların konusundan uzaklaşmış, arada aşk üçgenini bırak hiç aşk olmadan kızın tamamen babası için verdiği mücadeli anlatıyor. Bu yönüyle kitabı sevdim. Akıcı ve rahat okunuyor olması da artısı.

Voha harikaydı demek için eksik olan ne vardı bilemiyorum ama tam kapıp götürmeyen bir hikaye ilerleyişi vardı. Bir noktada kızın tek başına bu kadar ilerleyebilmesi de belki gerçeklikten biraz ödün verilmiş hissiyatı doğurduğu için sanırım, sevip de bayılmamama neden olan etkenler bunlardı diyebilirim. Daha aksiyon okusak, belki elden bırakamayacak hale gelsek, kitaba yapışıp kalır ve meraktan çıldırırdık.

Yine de elinize falan geçerse okuyun, atlamayın derim. İşin içine aşk, ilişki ve bilumum geometrik şekiller karışmadan sadece konuya odaklanıp sürüp giden nadir YA romanlarından. Hoş bir değişiklik olur. Benden söylemesi

Efsanevi - Yasemin Ünal

Ekim 14, 2017 Hiç yorum yok:
Efsanevi benim için çok özel. Yeri ve değeri apayrı. Kitabı ilk @mervemseldunya nın ricası üzerine okumuştum - 2-3 sene önce. O dönemler Türk yazarlara karşı ön yargım vardı. Okumadan önce epey iç geçirdiğimi, bunu bana niye yapıyorsun Merve diye söylendiğimi hatırlıyorum. Sonrasında ise kendimi kaptırıp gittim ve iyi ki okumuşum dedim.

Yasemin'in kalemi biraz depresif biraz melankolik ama kullandığı metaforlar ve betimlemeler dantel gibi işlenmiş, epey özenilmiş. Benzersiz ve zarif.

Eylül karakterinin gelişimi, güçlenmesi, kendini bulması, okumaktan en keyif aldığım noktaydı. Bende hissettirdiği duyguları da es geçmemek gerek tabii.

Zaman zaman gözleri buğulandıran, zaman zaman dudaklara hafif bi tebessüm konduran ama her daim kalbe dokunmayı başaran bir kalemi var Yasemin'in.

Hikayeyi bize zaman sıçramaları ile aktarıyor Yasemin ve her zaman sıçramasıyla hem nefreti hem aşkı, hem sadakati hem ayrılığı yaşıyoruz. Geçmişe gittiğimizde Eylül ile birlikte Bora'ya âşık olurken günümüze geldiğimizde öfkelenip Bora'yı bir kaşık suda boğasımız geliyor.

Devamı için sabırsızlandığım, @_buseguler_ in basmayı kabul ettiği için Tanrılara şükrettiğim bir seri. 😂 Denk gelirseniz okumanızı çok isterim. 😍 Biraz emek isteyebilir ama duygusallığının altında yatanı görmeye çalışırsanız eğer kalbinizi aynı benim gibi çalabilir. 😍

Bozgun - Lauren Destefano (Kimyasal Bahçe #1)

Ağustos 13, 2017 Hiç yorum yok:
Bittiiiiiiii. Sadece kitap değil seri de bitti. 😢😢 Veda etmek istemiyorum ama mecburuz sanırım. Yazar 3 kitapla yetinmiş. 🙄 Daha fazla yazmaya gerek görmemiş. Gerçi hoş, tam kararında yazmış şimdi. Ne eksik ne fazla. 3 kitap da tam anlamıyla tatmin ediyor okuyucuyu. Benim çemkirmelerim tamamen aç gözlülükten.

Her kitap birbirinden güzel. Her bir doku ince ince işlenmiş. Karamsarlıkta, depresiflikte; güzellikte, şefkatte; umutta, hayallerde; hepsi kararında ve özenle kullanılmış.

Seriyi çok sevdiğimi ve her fırsatta önerdiğimi biliyorsunuz. @okuoku1 da Artemis kitaplarından bazıları her ay 9.90 a düşüyor. Bir ara Kimyasal Bahçe üçlemesi de 9.90 dı. Takip edin derim. İndirime düştüğü gibi kapın valla. Bu tür kitapları seviyorsanız pişmaz olmazsınız asla. 💃


Zaman geçiyor. Virüsten ölenlerin sayısı artıyor ve Rhine çaresizce cevaplarını arıyor. Rhine, işkencelerinden kaçtığı kayınpederinin ağabeyi Reed’in beklenmedik dostluğuyla yeniden hayat buluyor. Ancak adamın derme çatma evine sığınsa da geçmişindeki insanlar bir türlü yakasını bırakmıyor. Gabriel’ın hayali durmadan rüyalarına girerken, kardeş eşi Cecily, Rhine’ın tarafını seçiyor. Bu sırada, Rowan’ın liderliğini yaptığı yeraltı örgütüyle geri dönüşü olmayan işlere imza attığını öğrenen Rhine, onu durdurmak için harekete geçiyor. Ama atıldığı macerada öğrendikleri ve ailesinin ondan gizlediği geçmişi kafasını daha da karıştırıyor. Lauren DeStefano’nun “Kimyasal Bahçe Üçlemesi”nin nefes kesici bu son romanında Rhine tüm bildiklerinin aslında bir yalan olabileceği gerçeğiyle karşı karşıya.

Aşk Tatili - Ekin Atalar

Ağustos 13, 2017 Hiç yorum yok:
Şimdi bitti kitap. Çok güzeldi be. Akıcı, eğlenceli, sevimli ve güzel! Aslında bir çırpıda bitecek bi kitap gerçekten. Sadece benim koşturmacamdan birkaç gün sürdü okumam. Ama sonra tam anlamıyla başına oturunca bitiverdi. 

Hikayeden bol bol alıntılar paylaştım kitaptan. Bir ara kitabı komple paylaşmayı düşünmedim değil hani. 😂 O kadar çok eğlendim ki! İyiki okumuşum diyorum. 

Bu aralar acayip gerginim düğün telaşı derken Aşk Tatili ise ilaç gibi geldi. Sık sık kahkahalar ve kıkırdamalar eşlik etti kitaba. Okuyun yahu bu güzelliği. Tam yaz kitabı. Pişman olmazsınız asla. 💃💕 

Kitap tam filmlik aslında ya. Yapım şirketlerine bastırıp filmi yapılmalı. Sahneler çok rahat gözümde canlanabiliyor. Hele o sonu! 😂 Azra'nın görüşü falan. Ay tam bir curcuna eğlence bol kahkaha eşlik ederdi film olsa. Sahne kesmeye bile gerek kalmaz. Kısacık zaten. 😍

“Ben Azra Birgen. Yirmi dokuz buçuk yaşındayım. Son derece prensipli bir insan olduğum için, bugüne kadar adımın ve soyadımın hakkını vererek yaşadım. Yani, adım gibi el değmemiş bakire kız, delinmemiş inci, ayak basılmamış kum; soyadım gibi yalnız ve yalnızlığa alışkın bir genç kız olarak hayatıma devam ettim. Birkaç küçük ilişki dışında da hayatımın erkeğini henüz bulabilmiş değilim. Sanırım Allah benim belamı verdi.”

Hiç mi yüzü gülmeyecek bu kızın? Talihi hiç mi dönmeyecek? Hiç mi umut yok, doktor bey? Olmaz mı?! Tabii ki de var. Çok sevdiği anneannesi ne güne duruyor? Onun sayesinde Azra gemiyle Yunan Adaları’nı gezecek.

Tatil gibi tatil be! Tek sorun, gemideki yolcuların yaş ortalamasının seksen civarında olması. Neyse ki henüz üç dakikadır tanıdığı bir Yunan teyzenin lafına inanıp da gemiden inebilecek şuursuzlukta biri değil Azra. Hayatta yapmaz öyle şeyler. Yoksa yapar mı?

Belki de elinde bir telefon numarasıyla Selanik’te gemiden iner ve hayatının aşkıyla karşılaşır kim bilir?

Rakipsiz - Alyson Noel (Beautiful Idols #1)

Ağustos 13, 2017 Hiç yorum yok:
Vay be. Başlarda hiç elim gitmemişti kitaba. Dikkatimi ne çekiyordu ne de en ufak bi albeni yaratıyordu bende. Fakat adam akıllı başına oturunca akıp gitti. @dexpub dan daha önce çıkmış olan Bininci Kat kulvarında sadece fantastik değil. Rahatlıkla onu sevdiyseniz bunu da seversiniz diyebilirim. 

Ira'nın olaylardaki rolünü çözemiyorum sadece. Her skandalın arkasında kesinlikle onun parmağı var. O çok belli ama çıkarı ne? İşte en çok onu merak ediyorum. Serinin devam kitaplarını sabırsızlıkla bekliyorum ben. Neler olacak olaylar nereye bağlancak merak içindeyim.

Gossip Girl ve Pretty Little Liars kadar çarpıcı olmasa da o tip hikayelerden hoşlananların ilgisini çeker bence.

Bu arada fark ettim ki bu kitapta bir çırpıda bitmiş. Öğlen gibi başına oturmuştum. Akşama bitti kitap. Ne kadar akıcı ve sürükleyici olduğunun bir kanıtı olabilir diye kabul edilir mi sizce?


Kusursuz İdoller hiç de göründükleri gibi değiller!

Rakipsiz, yalanların gölgesinin en güzel hayalleri en karanlık kâbuslara dönüştürdüğü bir serinin ilk kitabı.

Hollywood’da herkes önemli biri olup bu dünyanın bir parçası haline gelmek ister. Ama bir kere içeri girdiniz mi artık geriye dönüş yoktur! Ve bu kural kimse için istisna değildir!

Gazeteci olmak için her şeyi göze alacak kadar hırslı Layla Harrison; oyunculuk kariyeri için ailesini bile karşısına almaktan korkmayan Aster Aminpour; varlığından haberi olmayan babasına büyük bir rock yıldızı olabileceğini kanıtlamaya çalışan Tommy Phillips.

Ve bu üç gencin birbirlerine rakip olmalarını sağlayan bir yarışma:

Rakipsiz Gece Hayatı kulüplerinin tanıtımcısı olmak…

Üçünün de başarması gereken bir görev vardır, ünlü yıldız Madison Brooks’u kendi kulüplerine çekmek. Ancak Madison Brooks’un ortadan kayboluşuyla hayalleri bir anda suya düşer.

Artık yarışmayı kazanmak hayattaki en küçük dertleridir, çünkü polise göre üçü de Madison’ın kayboluşunda şüphelidir. 

Şezlong Savaşları - İdil Hazan Kohen

Ağustos 13, 2017 Hiç yorum yok:
En yeni @dexpublarım ve Şezlong Savaşları'nın yorumuyla geldim. Çok merak ediyorum her ikisini de. Ben biraz geriden geldiğim için sizler okudunuz mu diye sorayım bari. 😂 Ya da henüz benim gibi okuyamadıysanız Dex'in yenilerinden en çok hangisini merak ediyorsunuz?

Şezlong Savaşlarına da gelince...💃 Çok güldüm yahu. Çok eğlendim. Nasıl da iyi geldi kitap bana. Üstelik seriye final kitabından daldım! Yine de okudum ve zaten anlaşılamayacak bi durum da olmadığından ortada adapte olmakta sorun yaşamadım. Bir keşkem var o da seriyi en baştan tanıyabilmeyi istemek. Finalden değil de baştan başlasaymışım seriye de 3 kitaplık kahkaha, neşe, keyif depolayabilseymişim.

Yalnız diğer kitapları da mutlaka okuyacağım. Yazarın dili tavrı tarzı değişik değildir diye umut ediyorum.

En stresli olduğum dönemde ilaç gibi geldi. Kıkır kıkır güldüm. Bol bol kahkaha attım. Yeri geldi yanımdakiler rahatsız olmasın artık diye kıs kıs güldüm. Beni güldüren yerleri dönüp tekrar tekrar okudum. Hikayemde bol bol alıntı (koca koca sayfaları hatta peşpeşe iki sayfa bile) paylaşıp durdum.

Anladığım kadarıyla seriye son kitapta dahil olan Ürperi karakterine ba-yıl-dım! Favori karakterim oldu kendisi. Portatif topuklarına ve peçetelerine hayranım. 😂😂 Soğukluğuyla kitaba farklı bi keyif veren değişik kendi halinde bi karakterdi.

Seriye bi şans verin derim. Ne olacak en fazla kahkaha yerine bi gülümseme koparır dudaklarınızdan yazar. 💃🙆

Beni Kişisel Gerilim ve Dişisel Gerilim kitaplarından bilen bilir.

Bendeniz, insanları kıramayan, kendi kırıklarımla dalga geçerek hayata tutunmaya çalışan Dila! Âşık olduğum adam tek taş yüzüğü gösterip de vermedi diye, depresyonda değilim. Hatta evliliğe meydan okuyor ve tatile gidiyorum. Bundan sonra özgür kadın olacağım!Olympos’lara tırmanıp oradan balıklama Kaş’a atlayacağım, istersem o tek taşları dizi dizi sıralayıp ayak bileğime halhal yapacağım.

Nihayet gerilimleri, mutlu sonlanamayan aşkları geride bıraktım, Çeşme’ye gidiyorum... Pardon Alaçatı’ya. Üç çeşit ot yemek için, üç hafta önceden rezervasyon yapıp, üç maaş bağlayacağım restorana gitmeyi iple çekiyorum! Çekmek demişken, bacak aramdan deniz manzaraları çekeceğim beach club’lar, beni bekleyin!Orada mankenler, ünlüler ve benim gibi gönüllüler hepimiz biriz... Desem de inanmayın!

45 kiloya kaç beden göğüs taktırttığın, şişkin cüzdanınla ne kadar önde şezlong kaptığın kadar varsın.

Ha bu arada, kiminle mi gidiyorum? Tabii ki benim aklı beş karış havada, rahatı her daim en ön planda, son model Y kuşağı eski stajyerim Delfin ve onun deli arkadaşlarıyla...

Kurak - Jane Harper (Aaron Falk #1)

Ağustos 13, 2017 1 yorum:
Kurgu beni tatmin etmedi. Eksik ve fazla zorlama olduğunu düşündüğüm noktalar vardı. Soruşturma ve şüphelenme sebepleri zorlamaydı. Baba cinnet geçirip eve gelip de ailesini katlederken neden kapıyı çalmış? Neden oğlanın saklandığı yeri ilk etapta bulamamış da odasında oğlanı aramış? Yani cidden zorlamaydı. 

Sonrasında ise okul kamera kayıtları incelenirken Kate'in öldüğü gün okuldan ağlayarak çıktığı görüntülenirken ilerleyen sayfalarda öldüğü gün değil de bir önceki gün ağlayarak çıkmış gibi yansıtılmış. En azından benim anladığım oydu.

Bir cinayet/gizem/suç romanına göre fazla ağır ilerliyor ve fazlaca gereksiz konular üzerinde duruluyordu. Yazar okuyucuyu sürekli "katil kesin şu" der gibi yönlendirmeye çalıştığından da okurda detaylara ve gizemlere odaklanma isteği kalmıyor. Beraberinde de merak unsuru doğal olarak yeterli işlenemiyordu.

Gereksiz bir ayrıntı olarak gördüğüm nokta da Falk'ın okuduğu suç romanını üstüne basa basa basmakalıp olduğunu vurgularak kitabın yetersizliği üzerinde durması. Ne gerek vardı ki böyle bir ayrıntıya dedirtiyor yani?  Neden yerme ihtiyacı hisseder ki insan?

Keyif alarak okuyamadım ne yazık ki.


Luke Hadler’ın namlusunun ucunda önce karısı ve çocuğu, ardından da kendisi var. Kiewarra’nın tarım topluluğu her gün ölüm kalım meseleleriyle karşı karşıya. İçlerinden biri, olur da bu yükün altından kalkamazsa…

Onu yirmi yıl önce reddetmiş insanlardan dolayı federal dedektif Aaron Falk cenaze törenleri için Kiewarra’ya dönme konusunda isteksizdi. Ancak dedektiflik hünerleri, Hadler davasıyla ilgili gerçeklerden ve bu cinayet-intihar vakasından şüphe duymasına neden olmuştu.

Falk ölümleri daha derinlemesine araştırdıkça eski yaralar da açılmaya başlıyor: Falk ve çocukluk arkadaşı Luke’un paylaştığı, Falk’un uzun zaman önce unutulduğuna inandığı, Luke’un ölümüyle ortaya çıkmaya başlamış olan bir sır…

Tüylü Bir Şeydir Şu Yas - Max Porter

Temmuz 21, 2017 Hiç yorum yok:
Bir yas, bu kadar güzel bu kadar derin ve insanı etkileyecek şekilde anlatılabilirdi anca. Çok güzeldi çok! Diyeceğim tek şey: mutlaka okuyun!

Çocukların annesini, babanın eşini kaybedişini anlatıyor bize. Özlemlerini, hatırlamak için neler yaptıklarını, hislerini... Cenazeden sonra, evden elini eteğini çeken komşuların da gidişinden sonra son kez çalıyor kapıları. Baba kapıyı açtığında dev bir karga görüyor. Kocaman. Tüylü. Kanatları arasına alıyor babayı. Kucağına yatırıyor. Çok güzel anlatmıyor mu "yas"ı?! Geride kalanların yas süreci, kalabalık dağıldıktan sonra başlar. Tek başına kaldığında. O zaman boğar seni. Her yerine nüfuz eder. Aldığın nefes de yastır kapattığın gözlerinde önüne gelenler de... Karga metaforu da inceden inceden işlenmiş. İlk karşılaşmalarında babayı kucağına alacak kadar büyüktü karga. Bir ara fark ettirmeden omzuna konacak kadar küçüldü. Sonra ise ayrılık vakti geldiğinde karga çoktan gitmişti.
Ben çok sevdim. Çok! Başta da dediğim gibi mutlaka okuyun. Eminim ki sizler de seveceksiniz.

Kaderime boyun eğerek ve karımın ölmemiş olduğunu dileyerek arkama yaslandım. Koridorumda, devasa bir kuşun kucağında korku içinde yatmıyor olmayı diledim. Hayatımın en büyük trajedisi vuku bulurken aklımın buna takılmamış olmasını diledim. Gerçeklere dayanan özlemlerdi bunlar. Acıklı ve harikaydı. Zihnimde bir şeyler açıklığa kavuştu.
Merhaba Karga, dedim. Nihayet tanıştığımıza memnun oldum.

Max Porter, Tüylü Bir Şeydir Şu Yas adlı ilk kitabı ile dünya çapında edebiyat çevrelerinin ilgisini çekmiş; Uluslararası Dylan Thomas Prize Ödülü başta olmak üzere birçok edebiyat ödülünü kazanmıştır.

"İnanılmaz ve unutulmaz."
-The Times-

"Daha önce hiç böyle bir şey okumadım."
-Guardian Yılın Kitabı Ödülü-

"Bu yılın en hoş sürprizlerinden biri."
-Spectator Yılın Kitabı Ödülü-

"Göz alıcı bir okuma deneyimi."
-TLS-

"Öylesine iyi ki".
-Robert Macfarlane-

"Yürek parçalayan, derinlere işleyen bir kara mizah."
-Guardian-

"Şaşkınlığımı anlatmaya kelimeler yetmez. Sahiden ama sahiden dikkate şayan."
-Nathan Filer-

Bu Bizim Hikayemiz - Ashley Elston 

Temmuz 21, 2017 1 yorum:
Çok güzeldi beee! Acayip sürükleyici acayip heyecanlı. Merak, adrenalin, heyecan... hepsi bir arada, hepsi baştan sona sarıyor okuyucuyu. İlk yarısında nefesimi tutarak okudum diğer yarısında ellerim titrer vaziyette. Sonlara doğru hem nefes almayı unuttum hem ellerimin titremesini durduramadım. Üstüne bir de kalp atışlarım hızlandı. Çok beğendim. Çok! Şiddetle tavsiye ederim. Alın okuyun. Yazar bundan sonra kesinlikle takip ettiklerim arasında olacak. Bir sonraki kitabını gözüm kapalı alacağım.

Sadece ufak bir noktada pürüz var ama umrumda değil. Çünkü hikayeye; yazarın beni kapıp götürmesine, kalp atışlarımı hızlandırmasına, kitapla bütünleşmemi sağlamasına bayıldım! Soluksuz okudum. Bir çırpıda bitirdim. Keşke daha fazlası olsa dedim. Keşke bitmese. Keşke hissettirdiği duyguları daha uzun süre tadabilsek. Tereddüt etmeyin bence almayı düşünüyorsanız.


O sabah River Burnu’nda ne olduğunu kimse bilmiyordu. Beş oğlan avlanmaya çıkmıştı. Sadece dördü geri dönmüştü. Oğlanlar arkadaşlarını öldüren kurşunu kimin ateşlediğini söylemiyordu, kanıtlar dördünün de suçlu olabileceğini gösteriyordu.Kate Marino’nun bölge savcısının yanındaki stajı çok havalı bir iş değildi. Daha ziyade okuldan erken çıkmak ve üniversiteye başvururken faydalı olması için bir mazeretti. Fakat bir gün patronu Bay Stone’a önemli bir dava verilmişti: Küçük bir kasaba olan Belle Terre’in gördüğü en büyük dava. River Burnu Oğlanları herkesin dilindeydi. Kazanın gerçekleştiği sabah yapılan kan testleri onları kötü gösterse de, bölge başsavcısı davayı olaysız bir şekilde bitirmek istiyordu. Sonuçta rütbesini onlardan birinin ailesine borçluydu.Kate davanın üstünün kapatılmasına izin vermeyecekti. Kendi sırlarından önce başkalarınınkileri ortaya çıkarmak zordu ama Grant için adaletin sağlanmasını istiyordu. Fakat Kate, olayı araştırırken hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını öğrenmişti. Gerçeğe tehlikeli bir şekilde yaklaştıkça Kate şüphelenmeye başlamıştı: Yaşananlar gerçekten kaza mıydı? Bir an önce gerçekler ortaya çıkmazsa birden fazla hayat tehlikeye girecekti. Kate’inki de dahil.

“Nefesinizi kesecek, yavaş yavaş artan bir gerilim.”
—COLLEEN HOUCK, Kaplan Laneti romanının New York Times çoksatan yazarı

“Ürpertici, gergin ve tam yerinde olan sürprizlerle dolu.”
—Kirkus Reviews

“Kurgu zekice örülmüş. Araya eklenen mesajlaşmalar, yanlış anlaşılmalar ve kimliği belirsiz ama gerçekleri bilen birinin bakış açısı kitabı inanılmaz sürükleyici yapıyor.”
—Booklist

“Kurgu gerçeklerden esinlenilmiş gibi. Dört oğlanı da suçlu gibi gösterebilen bir günümüz hikâyesi. Kate’in gerçekleri bulmaya çalışması, insan ruhunun iki yönünü, teknolojinin gerçekleri nasıl çarpıtabildiğini ve güvenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.”
—Publishers Weekly

“Merak ve gerilim, partiler, gençlik aşkları ve birbiri üstüne eklenen ipuçları, kötüyü ve iyiyi simgeleyen karakterler bu romanı elinizden bırakmanızı imkânsız kılacak. İnanılmaz bir yaz kitabı veya kitap kulübü seçkisi olabilir… Bu roman bütün okur kitlelerine hitap ediyor.”
—VOYA 

Ölen Hayvan - Philip Roth

Haziran 24, 2017 Hiç yorum yok:
Cinselliği, yaşlılığı, ölümü ve özgürlüğü(belki bencillik ölçüsünde?) ele alıyor Philip Roth Ölen Hayvan kitabında. Bir yandan afallatıyor okuru bir yandan tiksindiriyor bir yandan şaşkına çeviriyor.

Kullandığı dil: dosdoğru, samimi, yalın, çarpıcı...

Okuru (veya kitabın sonunda anca birkaç kelam etmiş dinleyiciyi) karşısına alıyor ve tek tek cinsellik, cinsel devrim, ölüm, bağlılık, sadakat, doğrular -kendisine göre-, hatalar -oğluna göre- üzerinde düşündüklerini, hislerini, haklı gerekçelerini anlatıyor.

Zaman zaman sizi ikna etmeye çalışıyor. Zaman zaman karşı çıkışlarınızı reddediyor. Kimi zaman da okuru/dinleyici bir kenara bırakıp Consuela ile birlikte hayatına giren yeni duyguları çözmeye, kendisini sorgulamaya ve anlamaya çalışıyor.

Okudukça sık sık şunu sordum aslında: Kepesh bencilliği, şehveti ve arsızlığı özgürlük kılıfına mı sokuyor? Yoksa gerçekten de tüm bu çıplaklığın altında yatan tamamen hak görme ve özgürlük hissi mi?

David Kepesh, okura her ne kadar entelektüel, karizmatik ve açık görüşlü bir adam olarak sunulsa da temelde onu yönlendiren duygular tamamen sığ ve ilkel dürtülerden oluşuyor. Belki de atıp tutmalarını bu denli çarpıcı yapan da karakterdeki yüzeyselliktir, kim bilir.


1999 Noel’i. O gece Consuela’yı gördüm rüyamda. Yalnızdım, başına bir şey geldiğini görünce onu aramam gerektiğini düşündüm. Ama telefon rehberine baktığımda ismi yoktu. Neyse, bir hafta sonra, yılbaşı gecesi salonumda tek başıma oturuyordum. Yanımda bir kız yoktu, kasten yalnızdım ve piyano çalıyordum çünkü bin yıl kutlamalarını görmezden gelmek istiyordum. Herhangi birisine özlem duymadığınızı varsayacak olursak, yalnız yaşamak, gücünü kendisinden alan bir zevk olabilir ve benim o gece planladığım da bu zevkti. Telesekreterim açık olduğundan telefon çaldığında ahizeyi normalde kaldırmam bile ama kimin aradığını anlayınca çok şaşırdım. “Merhaba David? Benim. Consuela. Konuşmayalı çok oldu, sana telefon etmek çok garip ama sana bir şey söylemek istiyorum. Ve bunu sana kendim söylemek istiyorum, sen başkasından duymadan. Ya da tesadüfen duymadan. Seni tekrar arayacağım ama cep telefonu numaramı da vereyim.” Ne yapacağımı bilmiyordum. Onu aramalı mıydım? Aramadım çünkü korkuyordum. Artık altmış iki yaşında değilim –yetmiş yaşındayım. Belirsizliğin o manyakça hâline dayanabilir miyim? Tekrar o çılgın trans hâline girmeye cesaret edebilir miyim? Ama sonra düşündüm de, beni arıyor, bana ihtiyacı var. Bir sevgili olarak değil, öğretmen olarak değil, erotik hikâyemize yeni bir bölümle devam etmek için hiç değil. O yüzden onu aradım. “Arabadayım. Mesajı bıraktığımda evinin önündeydim,” dedi bana. “Yılbaşında New York’ta ne diye dolanıyorsun?” dedim. “Ne yaptığımı bilmiyorum,” dedi. “Ağlıyor musun Consuela?” “Hayır, henüz değil.” Ve dedim ki, “Kapıyı çaldın mı?” “Hayır, çalmadım, çünkü cesaret edemedim,” dedi. “Kapıyı her zaman çalabilirsin, her zaman. Bunu biliyorsun. Senin neyin var?” “Şu an sana ihtiyacım var.” “Gel o zaman.”

Otostopçunun Galaksi Rehberi - Douglas Adams (Hitchhiker's Guide to the Galaxy #1)

Haziran 16, 2017 Hiç yorum yok:
Bilim-Kurgu çok okumam ama ne zaman elimi atsam hep iyi kitaplara denk geldim. Otostopçunun Galaksi Rehberi de oldukça başarılı yazılmış eğlenceli ve absürt komedi tarzında kesinlikle okunması gereken iyi kitaplardan biri.

Yazarın o kadar saçma bir mizah anlayışı var ki ve bunları size öyle bir mantık çerçevesinde sunuyor ki ağzınız açık kalıp "Nasıl inkar edeceğim adam haklı!" deyip öylece kalakalıyorsunuz. Ve kalkıp bir de o saçmalıkların arasına bir felsefe sokuşturacak kadar zekice işlenmiş.
Otostopçunun Galaksi Rehberi, kesinlikle bilim-kurgu okumayan/sevmeyen kişilere tavsiye edilecek eserlerden. Yani kim Douglas Adams'ı okuyup da eğlenmez ki?

Alın okuyun. Pişman olmayacağınızı garanti ederim.
Sadece bi ilk 40 sayfa odaklanmakta sorun yaşayabilirsiniz. O da çeviriden kaynaklı sanırım. Kabalcı baskısından devam ettim takıldığım yerlerde ben. Daha anlaşılabilir bir dili vardı onun fakat mizahı da Alfa baskısındaki gibi veremiyordu. Sonralarda toparlıyor zaten. Çekinmeyin alırken. Çok çabuk alışırsınız. :)


Galaksinin Batı Sarmal Kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşesinde, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır. Bu güneşin yörüngesinde, tamamıyla önemsiz ve mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. Gezegenin maymun soyundan gelen canlıları öyle ilkeldir ki dijital kol saatinin hâlâ çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler. Bu gezegenin şöyle bir sorunu vardı: Üzerinde yaşayan halkın büyük bölümü çoğu zaman mutsuzdu.

Bu sorun için pek çok çözüm önerilmişti, ama bunların çoğu genellikle yeşil renkli küçük kâğıt parçalarının hareketleriyle ilgiliydi. Bu da tuhaftı, çünkü aslında mutsuz olanlar yeşil renkli küçük kâğıt parçaları değildi. Bu nedenle sorun varlığını sürdürdü; halkın çoğunun durumu kötüydü ve onların büyük bölümüyse sefildi, dijital kol saatleri olanlar bile. Her şeyden önce, ağaçlardan inmekle büyük bir hata ettiklerini düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Yaklaşık iki bin yıl sonra, bir perşembe günü korkunç, aptal bir felaket meydana geldi. İşte bu kitap o felaketin doğurduğu bazı sonuçların öyküsüdür.

Üstelik unutulmaması gereken şu ki: Dizinin daha ilk kitabındasınız ve yine bir perşembe yaklaşıyor, hafta sonuna az kaldı.

Ay Işığını İçen Kız - Kelly Barnhill

Haziran 16, 2017 Hiç yorum yok:
Kitabın konusu harika olsa da durağanlık tüm kurguyu yiyor. En başından beri ne merak ne heyecan ne hareket... Bir çocuk kitabının bu denli sönük olmasına anlam veremedim. Çocuk kitabı dediğin daha ilk sayfadan seni çekmeli ki sabırsız veletler kitabın başından ayrılamasın. 

Kitabın işlenişi ve yazarın tarzı da beni bunalttı, boğdu. Hem de her sayfada. Ne yazık ki hevesle başladığım bir kitap daha büyük hüsrana dönüştü. 

Sevebilmeyi çok isterdim çünkü konu çok güzel.

Uzun yıllardır kötü bir cadının korkusu ve sebep olduğu kederle yaşayan bir şehirde her yıl “kurban günü”nde o yıl doğan en küçük bebek cadıya kurban olarak sunulur. Şehrin yöneticileri kurban edilecek çocuğun ailesine durumu bildirir ve kendilerini hazırlamasını ister. Kurban günü geldiğinde büyük bir törenle çocuk evinden alınır ve ormandaki sunağa bırakılır, çocuğun akıbetini kimse bilmez. Aslında kötü cadı yoktur, cadı Xan, halkın bu çocukları istemediği için ormana terk ettiğini düşünüp onları kurtarıyordur. Bir sene annesi kızını vermek istemez ama zorla bebeğini elinden alınır. Xan tam vaktinde yetişip bebeği kurtarır ancak bebeği yıldızlardan değil de aydan damıttığı sütle besler ve büyü bebeğin içine girer. Xan bunun üzerine bebeği kendi büyütmeye karar verir çünkü eğitimsiz bir büyücü hem kendi hem de çevresi için tehlikeli olacaktır.

“Elinizden bırakamayacaksınız... Ay Işığını İçen Kız, çocuk klasikleri Peter Pan ve Oz Büyücüsü kadar heyecan verici ve katmanlı.”-New York Times-

2017 Newbery Medal ÖdülüNew York Times Çoksatanlar Listes

Haziranda Sevelim mi? - Laviniapiaf

Haziran 16, 2017 Hiç yorum yok:
Gayet akıcı ve eğlenceli bir dili var 'Haziranda Sevelim mi?'nin. Okumaya başlarken çekincelerim yok değildi ama Buse, "Seveceksin ve okurken eğleneceksin." dediğinde ona güvenip kendimi kitaba bıraktım. 

Elden düşürülmeyecek kadar akıcı. Sayfa sayısının kısa olması ve yazarın rahat bir anlatım benimsemiş olmasının da artısı var tabii.

Sadece ara ara Şiir'in iç sesleri fazla fazla geldikçe bıkkınlık getirdi. Karakterin çok fazla içe dönük yazması da romanlardaki mekan unsurunu okur için sönük bırakıyor.

Ben her zaman karakteri tanımak için vakit geçirdiği mekanların ufak tefek unsurlarla detaylandırılmasını isterim. Karakter dağınık mı, titiz mi, özenli mi, gibi sorulara yanıt almak karakteri tanımak açısından elverişli bir yöntem oluyor.

Bunları bir kenara bırakırsak keyif aldım ve okurken sıkılmadım. Eğer biraz romantik biraz mizah biraz da yerel esintiler isterseniz tercih edebilirsiniz. :)

“Hep gidecekmiş gibi olan birisi nasıl hep kalacakmış gibi dizimin dibinde oturabiliyor aklım almıyor.”


Sevgili dostlar! Anlatacağım şeyleri dinlemelisiniz. Çünkü yanlış sularda yüzen küçük bir balık gibi kendi yolumu bulmak için çırpınıp durduğum bu hikâye her ne kadar benim olsa da siz de kendinizden bir şeyler bulacaksınız.

Hayallerimin peşinden koşarken birileri geliyor mu diye arkama bakıp durduğum için tökezleyip düştüm. Dünyanın en manasız ikinci yaşam formu eski sevgilim kendini George Clooney zannettiği için bu düşüşümü güneş gözlüklerinin arkasından seyrederek yanımdan geçip gitti. Peki, ben ne yaptım? Oturduğum yerden bir mucize gerçekleşmesini beklemedim elbette. İşleri daha çok nasıl karıştırabilirsem işte tam olarak o kadar karıştırdım.

Bir de tüm bu olanlara anlam veremeyeceğim bir şekilde dahil olan bir adam var. Gözlerimin içine ruhunu akıtır gibi baktığı için kalbimin fırlayıp suratına çarpmasından endişe ettiğim bir adam.

Bir yaz ayında yaşadıklarıma şahit olurken topluluk içinde olmamanızı tavsiye ederim. Tepkilerinizi kontrol edemediğinizde insanlar size onlardan biri değilmişsiniz gibi bakıyorlar. Kendi kendime çok sık konuştuğum için başıma gelen bu durumu çok iyi biliyorum inanın.

Siz bu satırları okurken ben çok uzaklarda olmayacağım, çünkü hemen yanı başınızda elinizi tutan yakın arkadaşınızın ta kendisiyim!

Serafina ve Siyah Pelerin - Robert Beatty (Serafina #1)

Haziran 11, 2017 Hiç yorum yok:
Seni yerim. Son zamanlarda okuduğum en şirin ve aynı zamanda en ürkütücü kitaplardan biriydi. Serafina tam bir küçük tatlı kadın kahraman. Çocuk kitabı -12-15 yaş aralığı- olmasına rağmen eminim yetişkin okurlardan da büyük bir hayran kitlesi toplayacaktır etrafında. Hatta özellikle yetişkin okurların daha çok beğenisini kazanacağını düşünüyorum nedense. :)

Sevimli, 12 yaşındaki küçük kızın maceralarının devamını sabırsızlıkla bekliyorum ben. Yabancı bu kategoride iyi bir kitap yakalamış. Alın, okuyun derim efendim.

Sizi eğlendirecek, ürkütecek, Biltmore malikanesindeki gizemi merak ettirecek ve Serafina ile birlikte Siyah Pelerinli adamı yakalamak ve onun kim olduğunu çözmek için karanlık koridorlarda dolandıracak kadar güzel bir kitap. :)

“Asla ormanın derinliklerine inme. Orada bir sürü tehlike saklı ve ruhunu ele geçirebilirler.”

Serafina hiçbir zaman babasının sözünden çıkıp Biltmore Evi’nin uzaklarına gitmemişti. Yaşadığı evin keşfedilecek bir sürü yeri vardı ama Serafina’nın kimse tarafından görülmemesi gerekiyordu. Yukarı katlarda yaşayan zenginlerden hiçbiri Serafina’nın varlığından haberdar değildi.

Fakat Biltmore Evi’nden çocuklar kaybolmaya başlamıştı ve sebebini bir tek Serafina biliyordu: Geceleri Biltmore’un koridorlarında siyah pelerinli bir adam dolanıyordu. Serafina, Siyah Pelerinli Adam'dan kıl payı kurtulduktan sonra Ev'in genç yeğeni Braeden Vanderbilt’le kafa kafaya verdi. Braeden ve Serafina, Siyah Pelerinli Adam’ın kim olduğunu bulmak zorundaydı… yoksa tek tek bütün çocuklar ortadan kaybolacaktı.

“Serafina’nın kendisini anlama süreci ve meçhul aile geçmişi ile gerçekten ürkütücü birkaç sahneyle bu roman inanılmaz bir gizemi temsil ediyor.”

-Publishers Weekly-

“Tüyler ürpertici bu macera herkesin hoşuna gidecek.”

-Booklist-

“Hikâye baştan sona gerilimle dolu ve aynı Siyah Pelerinli Adam’ın kurbanlarını kavradığı gibi, okurlarını da kendine saracak.”

-School Library Journal

Dışarıdakiler - S.E. Hinton

Haziran 11, 2017 Hiç yorum yok:
Vay be. Cidden mükemmeldi. İddialı olduğu için okumaya çekinmiştim ama çok etkiledi beni. Beklediğimin çok çok ötesindeydi. İnsanın içine dokunan bir hikayesi var. 

Detaylardan uzak, sanki bir önemi yokmuş gibi betimlemelere çok ihtiyaç duymadan karakterlerin üzerinde yoğunlaşarak bize yaşanılanları aktarıyor Hinton. Ama öyle bir aktarıyor ki bir iki gecede değişen, yitip giden hayatları; sonu gelmez anlamsız kavgaları; yitirilen değerleri; ayakta kalmaya çalışanları... yüreğinizde hissediyorsunuz okurken. Size ulaşıyor yazar kesinlikle.

Çok güzel hayatlarımız var be. Tek derdimiz kavga ettiğimiz sevgili, anne-baba, arkadaş iken ya da düşük notlar, yetmeyen harçlıklar, başkasında olup bizde olmayan şeylerken asıl hayat bize güzel işte. Daha kötüsünü daha beterini yaşamıyoruz. Gurur duyacak yegane sebebi saçma sapan bir kavgada yarılan dudağımızda, birini bıçaklamada yahut öldürmede aramıyoruz. Böylesi hayatlar da var işte. Arada bir yüzümüze vurulması iyi oluyor. Romantikleştirmeden...

Bu aralar yayınevleri iyi kitaplar çıkarıyor değil mi? Bir ara son birkaç ay içinde okuduklarımdan bir öneri listesi veya en azından şöyle bir kurcalamanız, aklınızın bir ucunda tutmanız için liste hazırlayayım diyorum. Dışarıdakiler de bu listede olacak kesinlikle. Hatta siz o listeyi beklemeden alın okuyun derim.


Dışarıdakiler, S. E. Hinton henüz üniversite öğrencisiyken yayımlandı ve kısa sürede büyük etki yarattı. Bugüne kadar on beş milyondan fazla basılan kitap, tüm zamanların en çok satan genç yetişkin romanıdır. Kitap ayrıca Francis Ford Coppola’nın yönettiği; Tom Cruise, Matt Dillon ve Rob Lowe gibi yıldızların oynadığı bir filme uyarlanarak çok daha geniş kitlelere ulaştı. Dışarıdakiler’le tanınıp ünlenen S. E. Hinton çok geçmeden “Gençliğin Sesi” olarak anılmaya başladı.

Hava sıfırın altında olsa bile hiçbir güç yıldızları seyretmeme engel olamaz.

Dostluğa ve Ait Olmaya Dair Yüreğinizi Isıtacak Bir Kahramanlık Öyküsü

Ponyboy’a göre dünyada iki çeşit insan var: her şeyi yapabilecek güce sahip, zengin ve şımarık Sosyetikler ile her zaman arkalarını kollaması gereken, hayatın pek de iyi davranmadığı Yağlılar.

Ponyboy, tüm zorluklara rağmen Yağlı olmaktan dolayı mutlu. Çünkü pek çok sıkıntının yanında; sevginin, kardeşliğin ve dostluğu gerçeğini yaşayabildiği samimi bir dünyası var. Kendisine ve sıkı sıkıya bağlı olduğu iki ağabeyi ile dostlarına saldırmaktan zevk alan Sosyetiklere karşı hep bir mücadele halinde. Ama olsun, bu da bir Yağlı olmanın vazgeçilmez kuralı.

Derken bir gece vakti, birilerinin fazla ileri gitmesiyle Ponyboy’un dünyası tepetaklak oluyor.

Her Zaman Parla, Ponyboy. Altın Gibi Parla...

Çöllerin Asisi - Alwyn Hamilton (Rebel of the Sands #1)

Haziran 11, 2017 Hiç yorum yok:
Tamamen çölde geçen; İslam, Doğu ve Türk mitolojisine ait öğelerle harmanlanan farklı bir dünya farklı bir kurgu okumak hoşuma gitti. Belki de öğelere olan yakınlığımız kitaba daha kolay ısınmamızı sağladı bilemiyorum. Buraklar, Kulbastılar, Cinler, Simurglar... Bu dünyanın içinde olmayı sevdim!

Yalnız dönüp baktığımda dünya hariç karakterlere çok ısınamadığımı görüyorum. Daha güçlü daha zeki karakterler okumak istediğimden midir bilemiyorum ama bir okur olarak zeki bir karaktermiş gibi gösterilen Amani'nin basit hatalara düşmesi rahatsız etti. Umuyorum ki ilerleyen kitaplarda daha güçlenmiş bir halde çıkacaklardır karşımıza. Belki de yazar hayatı boyunca küçük bir kasabada yaşadığı ve önce babası sonra ise amcası/eniştesi ve yengesi/teyzesi -yanında kaldığı ailenin kim olduğunu çözebilmiş değilim, arka kapakta enişte derken kitapta amca olarak geçiyor?- tarafından sürekli tartaklanan bir kız olduğundan belli bir saflığı olması gerektiğini düşündü de bile bile basit hatalar yaptırdı, bilemiyorum.

Neyse işte, yine de yazarın yarattığı dünyayı öyle ya da böyle sevdim. Devamını kesinlikle okurum tabii. Karakterler bana yetmese de hikaye yetiyor. Sizler de merak ediyorsanız alın okuyun derim. Eminim hoşunuza gidecektir. Üstelik benim gibi incik cincik detaya takılmuyorsanız daha da hoşunuza gidecektir. 😂


Çöllerin Asisi, İslami, Hindu, Kızılderili mitolojilerinden Binbir Gece Masalları’na, Vahşi Batı mekânlarından sonsuz çöllere, Tolkien’den Rowling’in dünyasına kadar, sıradışı yaratıcılıkta bir hikâyeye açılıyor.

Yeni bir şafak. Yeni bir çöl.

Amani bir çöl kızı... Mavi Gözlü Haydut...

Ya da kaderini ellerine almak isteyen cesur bir çocuk...

Eniştesinin onunla evleneceğini duyduğu an, o evde daha fazla kalamayacağını anlamıştı.

Annesinin... babasını öldüren annesinin asılmadan önce anlattığı o masal şehrine gitmek zorundaydı.

Ama nasıl?

Cinlere, kulbastılara, Sultan’ın askerlerine kafa tutarak mı?

Bir peygamber atını ele geçirerek mi?

Yoksa erkek kılığına girip Doğu Yılanı denilen şu gizemli adamla kaçarak mı?

Bir Küçük Yalan - K.A. Tucker (Ten Tiny Breaths #2)

Haziran 06, 2017 Hiç yorum yok:
Lanet kitap tam tadında bitti. Daha fazla okuyabilmek isterdim ama tabii ben. Yazarı neden bu kadar sevdiğimi bir kez daha anladım. Serinin en eğlenceli en keyifli kitabıydı. 

Ashton sen nasıl bir karaktersin? Nasıl seviyorsun öyle?! Çıldıracaktım okurken. Eridim gittim yemin ederim. Keşke her yazar bir Ashton gibi karakter yaratabilse. Veya Trent gibi. O ilk göz ağrım bu yazardan. Onun yeri çok ayrı. 😋

Livie ve Ashton arasındaki çekim, yüksek gerilim hattının altında duruyormuşuz gibi içimizi titretiyor.

Şu güzelim alıntıya bakar mısınız? Ashton'a aşık olmamak elde değil. O kadar kalpten seviyor ki sanki gerçekmiş gibi hissettiriyor.

"Pişmanlık duyduğum tek şey, bitmiş olması. Asıl kıskanan benim. Hem de deli gibi."

Hikayeye eğlence katan bir karakter daha var ki sayesinde kahkahalarımı tutamaz oldum. Gece gece hem de! :) Dr.  Stayner. Çılgın kafa doktorumuz. İçine kapanık ve her şeyi doğru yapmaya çalışan Livie için çılgın ödevler veriyor. Maymunlarla konuşmak veya bir partiye gidip alkol alıp sarhoş olmak, uçaktan atlamak gibi.

Yazarın dili daha önceki kitaplarında da söylediğim gibi kolay okunan, akıcı, sıkmayan bir anlatıma sahip. Akıp gidiyor. Boğmuyor. Yeterli betimleme, yeterli diyalog. Her şey kusursuz gibi. Tam tadında. Çeviri ve editörlükte güzel.

Bu seriyi okuyun derim, hatta okumakla kalmayın herkese önerin. Böyle güzel aşklar kolay bulunmuyor.


Cleary kardeşler arasında olgunluğu ve güçlü kişiliği sayesinde ailesinin trajik ölümünün ve ablası Kacey'nin kendi kendine zarar verdiği dönemin üstesinden gelmeyi başaran ve daha dengeli olan kız kardeş, her zaman Livie oldu. Ama bu dış görünüşün ardında, babasının ona söylediği son sözlere tutunmuş küçük bir kız çocuğu vardı.

Babası ona, "Seninle gurur duyayım," demişti. Küçük kız da böyle olacağına söz vermişti. Ve geçen 17 yıl boyunca her seçiminde, her sözünde ve her davranışında, elinden gelenin en iyisini yaptı. Livie, sağlam bir plan ile Princeton Üniversitesine adım attığında amacına ulaşmakta kararlıydı: Derslerinde çok başarılı olacak, tıp fakültesine yönelecek ve bir gün evleneceği iyi ve saygın bir adamla tanışacaktı.

Planının bir parçası olmayanlar ise Jell-O fondipleri, hayır diyemediği cana yakın ve parti delisi oda arkadaşı, tabii bir de erkek kürek takımının muhteşem kaptanı Ashton'dı. Kesinlikle Ashton'dı. O, Livie'nin olmayan sinirlerini zıplatan kibirli bir pislik ve Livie'nin bir erkekte istemeyeceği her şeydi. Daha da kötüsü Ashton, Livie'nin ölçütlerine tam da uyan kişinin -yani Connor'ın en iyi arkadaşı ve evini paylaştığı kişiydi. Peki, o zaman Livie neden Ashton'ı düşleyip duruyordu?

Livie kendini, artık üstesinden gelemeyeceğini düşündüğü vasat notlar ve kariyer düşleri ile Ashton'a karşı hissetmemesi gereken duygular içinde buluverdiğinde babasına verdiği sözden ve bildiği tek kimlikten vazgeçmek zorunda kalacak mıydı?
BLOG DESIGN BY KRİSTALKİTAP